Kanunlar önünde eşitlik yoksa; "İnsan Hakları, Adalet ve Hukuk" yok demektir... Prof. Dr. Anıl Çeçen
15 Eylül 2018 Cumartesi
1 Eylül 2018 Cumartesi
"Amerikan Devleti ile Küresel Sermaye karşı karşıya" Gazeteci Şükrü Sak, (NABIZ HABER) Prof. Dr. Anıl Çeçen'le gündemdeki meselelerin arka plânını konuştu. (SÖYLEŞİ.RÖPORTAJ: 23.11.2014) - Çözüm sürecinin uzaması neticesinde, Ortadoğu'da ki sıcak gelişmelerin Türkiye'ye yansıması olarak değerlendiriyorum. Türkiye birkaç senedir angaje olduğu bu çözüm süreci meselesinde, tarafların kabul edebileceği bir noktaya gelemedi. Belirli kesimlerde rahatsızlık devam ediyor. Öbür tarafta Kuzey Iraktan sonra Kuzey Suriye'de yeni bir yapılanmanın oluştuğunu görüyoruz.
"Amerikan Birleşik Devleti (ABD) ile Küresel Sermaye karşı karşıya"
(NABIZ HABER.SÖYLEŞİ.RÖPORTAJ: 23.11.2014)
Prof. Dr. Anıl Çeçen:AMERİKAN DEVLETİ İLE KÜRESEL SERMAYE KARŞI KARŞIYA!?
Gazeteci Şükrü Sak, Prof.Dr. Anıl Çeçen'le gündemdeki meselelerin arka plânını konuştu.
-Gündemdeki bir konuyu sorarak başlayalım hocam; 6-7 Ekim olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anıl Çeçen: -6-7 Ekim olaylarını, Çözüm sürecinin uzaması neticesinde, Ortadoğu'da ki sıcak gelişmelerin Türkiye'ye yansıması olarak değerlendiriyorum. Türkiye birkaç senedir angaje olduğu bu çözüm süreci meselesinde, tarafların kabul edebileceği bir noktaya gelemedi. Belirli kesimlerde rahatsızlık devam ediyor. Öbür tarafta Kuzey Iraktan sonra Kuzey Suriye'de yeni bir yapılanmanın oluştuğunu görüyoruz. Bunu isteyen güçlerin Kuzey Suriye üzerinden sıcak olayları Türkiye'ye yansıtmaları ve özellikle giderek artan göçmenlerin Türkiye?de öne çıkması noktasında, hem Türkiyedeki sürecin uzaması hem Ortadoğudaki sürecin giderek sıcak çatışmaya dönüşmesinin birlikteliğinin bir patlama noktası olarak görüyorum?
-Tüm bu olayların planlı olduğunu düşünüyor musunuz?
Anıl Çeçen: -Aslında plan konusu tek boyutlu değerlendirilemeyecek bir konudur. Yaşanan sıcak olaylar çerçevesinde, bütün merkezler kendi açılarından konuları izleyip, inceleyip, değerlendirip, ona göre kararlar aldıkları içindir ki, bu yaşanan süreçten yani Türkiye?de sürecin uzamasından, Ortadoğu?daki olayların, sıcak çatışmaların tırmanmasından yararlanmak isteyen güç merkezlerinin, geleceğe dönük planları doğrultusunda bu olayları kullandıklarını da söyleyebiliriz?
-Son yaşanan hadiselerin Amerika?da yapılan ?Kürt konferansı?yla bir ilgisi olabilir mi?.. Konferansla ilgili Türkiye?nin ve Kürt sorununun geleceğini belirleyecek kararlar alındı yorumları yapıldı??
Anıl Çeçen: -Ben bu konudan daha çok Ortadoğu?da, Mescid-i Aksa ile başlayan sürecin ön planda olduğu kanaatindeyim. Çünkü Kuzey Irak sorunu, Kürt meselesi geçmişten beri devam eden meseleler. Ama Mescid-i Aksa meselesi yıllardır üzerinde durulan, yorumlanan, fakat çok açık hareket edilmeyen bir konuydu. Mescid-i Aksa meselesinin öne çıkmasıyla beraber Ortadoğu?da karışıklık isteyen güçlerin Irak?ı ve Suriye?yi karıştırdıkları gibi, aynı doğrultuda Türkiye?ye yönelik bir karışıklık senaryosunu gündeme getirdiklerini söyleyebilirim.
- Çözüm süreci konusunda tarafların birbirlerini kandırmaya çalıştıkları, veya PKK?nın çözüm sürecinde masaya Amerika ve İsrail?i oturtmaya çalışan bir yaklaşımı var. En son Cemil Bayık?ın açıklamalarına dayanarak söylüyorum. ?Masada Amerika?nın da olmasını istiyoruz? diye bir açıklaması vardı bu konu hakkında?...
Anıl Çeçen: -Sorularınız günlük olaylara dayanıyor, ama ben bir kamu hukukçusu olarak genel Kamu hukuku açısından konuya baktığım zaman, gördüğüm başka bir olay var. O da ABD ile ?Küresel sermaye?nin yollarının ayrıldığıdır. Küresel sermaye Ortadoğu?ya hakim olmak, İsrail?in kontrolünde bölgede silah satışını arttırmak istiyor. Petrol şirketleri Ortadoğu?dan sonra bu bölgelerde de sıcak çatışmalardan yararlanmak ve savaş konjonktürünü tırmandırmak istiyorlar.
Ben bu süreç içerisinde ABD?nin zorlandığı kanaatindeyim. Nitekim geçen sene İran?a yönelik bir süreç yaşanmıştı. Bu süreç içerisinde de, bölge, giderek Şii-Sünnî çatışmasına sahne olacakken, Obama?nın devreye girerek, Putin?le diyalog kurduğunu, yeni ABD dışişleri bakanının üç kere Türkiye?ye, 3 kere Rusya?ya gittiğini ve daha sonraki süreçte de, İran?da Ahmedinejat rejimine son verilerek Londra?da doktora yapmış, Batı?yı tanıyan, çağdaş dünya ile daha uyumlu hareket eden birinin İran?da devlet başkanlığına seçildiğini gördük.
Bununla ilgili olarak, başta ABD olmak üzere Batı ülkeleri İran?a yönelik ambargoyu kaldırdılar ve İran?ı hedef tahtasından çıkardılar. Şimdi İran hedef tahtasından çıkartılıp, ambargo kaldırılıp, İran?a yönelik yatırımların başladığı noktada, burada Rusya ve ABD?nin işbirliği yaptığını, ama İran?ı hedefe oturtan İsrail?in, küresel sermayenin, silah ve petrol şirketlerinin, yani savaş isteyen büyük tekellerin oyunlarının bozulduğunu gördük o dönemde. Şimdi, aradan bir yıl geçtikten sonra gelinen aşamada gene savaş lobilerinin savaş konjonktürünü tırmandırma noktasına geldiklerini de. Biliyorsunuz savaş tek yönlü olmaz. Mutlaka karşılıklı tarafların bulunması gerekir. Burada İran?ın yarattığı boşluğu doldurmak üzere yeni bir aktörün gündeme getirildiğini gördük. O da IŞİD olarak gündeme geldi. Şimdi IŞİD?i hedefe oturttular. 24 Batı ülkesi IŞİD?e yönelik ortak bir koalisyon kurdular. Türkiye?yi de NATO ülkesi olarak bu koalisyonun içine aldılar. Ama Türkiye?nin bölge ülkesi olduğunu unutarak hareket ettiler. Türkiye hem bölge ülkesi hem batılı ülke olarak iki arada bir derede kaldı. Bölge ülkesi olarak sıcak çatışmaların tehdidi altında iken, Batı ittifakı ülkesi olarak Batı?nın bölgeye yönelik hegamonik saldırıları noktasında Türkiye?nin bu doğrultuda zorlandığı ve kullanılmaya çalışıldığını gördük.
Şimdi, ben bir Kamu Hukukçusu ve Jeopolitik çalışan bir bilim adamı olarak, Türkiye?ye yönelik bütün gelişmelerin bu çerçevede ikili değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bir; Türkiye bölge ülkesidir. İki, Türkiye Batı ittifakı ülkesidir. Şimdi bölgedeki çatışmalar giderek büyür, Türkiye Batı?yla karşı karşıya gelirse, o zaman Türkiye?nin karışması gündeme gelir. Ki, sizin o biraz önce belirttiğiniz sıcak çatışmalar ortaya çıkar. Batılı ülkeler, Türkiye?yi kendi çıkarları doğrultusunda Ortadoğu?da kullanamadıkları zaman, Türkiye?nin iç meselelerinin tırmandırılmasının gündeme geldiğini görüyoruz.
-Türkiye?nin, özellikle 17 Aralık?tan sonra, Batı ve ABD merkezli dayatmalara karşı bir ?Millileşme? çabası içerisinde olduğunu, veya bir karşı durma çabası içinde olduğunu düşünüyor musunuz?...
Anıl Çeçen: -Şimdi, bugünkü ?Küresel sermaye? dediğimiz yapılanma, bir yönüyle Kapitalist Dünya devletidir. Bu, 1871'de ABD?de, Chicago?da ?yuvarlak masa? toplantısıyla kurulan bir yapıdır. 1871 çok kritik bir tarihtir. Çünkü 1871?de Almanya-Fransa çatışması sonrasında Paris?te Komünist bir yönetim kurulmuştur; Paris Komünü? Kapitalizmin beşiğinde, Komünist bir yönetim kurulunca, Kapitalistler paniğe kapılmışlar ve bir dayanışma içerine girmişlerdir. O noktadan sonra, Kapitalistlerin ?Yuvarlak Masa? adı verilen ilk ?Dünya devleti? yapılanmasına yöneldiklerini görüyoruz. Bu noktadan sonra, Kapitalist blok, yani sermaye güçleri, mevcut devletlerin dışında hareket ederek, daha farklı davranmışlardır.
Bunun uzantısı, 1. Dünya Savaşı süreci içerisinde, Mesela İngiltere ve Fransa Osmanlı?yı işgal edip, Ortadoğu?yu paylaşmıştır. Rusya?ya karşı. Ama Rusya çökertilmiştir, Japon savaşıyla beraber. Ama o arada da, Rusya?da bir devrim olmuştur. Eğer o Komünist devrim olmasaydı, İngiltere ve Fransa Dünya?yı paylaşacaktı. Komünist devrim onu önlemiştir, bu boyutta görmek lazım. Çünkü Osmanlı çökmüş, her yer işgal edilmiştir. Ama Sovyetler Birliği?nde bir Komünist devrim meydana geldikten sonra Atatürk bundan yararlanmıştır. Anadolu?daki Kuvay-ı Milliye hareketi bundan yararlanarak, Sivas Kongresi kararlarıyla devleti kurmuşlardır. Ama yeni Anayasa?yı çıkarmak için, 6 ay beklemişlerdir. Bakü Kurultayı?nı. Yani, bu coğrafyada Türkiye tek başına hareket edemez, bölge devletidir. Merkezî konuma sahiptir. Ama bu bölge, dünya?nın jeopolitik merkezi olduğu için dünya dengeleri doğrultusunda gelişmeler olur bu bölgede. Benim az önce belirttiğim, ana nokta, gelinen nokta şudur; ABD ile küresel sermayenin yolları ayrılmıştır. Çünkü, küresel sermayenin çıkarları doğrultusunda, ABD Ortadoğu?da savaşmış ve zayıflamıştır. Misal; Latin Amerika?yı kontrol edemiyor ABD. Afrika?yı kaybetti? Kuzey Buz denizini Ruslar ele geçirdi. ABD Avrupa?yı eskisi gibi yönlendiremiyor artık. Küresel sermayenin, İsrail?le ortak, Ortadoğu?da istediği savaş çerçevesinde, Amerika Ortadoğu?da 10 yıl savaşmak zorunda kalmış, Ortadoğu?ya kafasını gömdüğü için de diğer kıtalardaki gücünü kaybetmiştir. Şimdi Obama çok zor durumda aslında. Ondan dolayı Putin?le paslaşıyor. Ama İsrail?i ve küresel sermayeyi kontrol edemediği noktada, Obama Almanya?yı devreye sokmaya başladı. Böylece Ortadoğu?da yeni dengeler oluşuyor?
- Peki, bu büyük denge değişmeleri arasında Türkiye?nin durumu ne olacak sizce?...
Anıl Çeçen: -Sayın Cumhurbaşkanımız, Ortadoğu?da değerlendirmeler yaparken bir ?üst akıl? dan bahsediyor. Demek ki artık meseleler, olaylar görüldüğü gibi değil. O olayların arkasında güç merkezlerininizlediği plan ve projeler var. Nasıl Büyük Ortadoğu bir projeyse, Büyük İsrail bir projeyse, Türkiye Cumhuriyeti de bir projeydi. Küreselleşme nasıl bir projeyse, Avrupa Birliği de bir projeydi. Şimdi projeler çarpışıyor aslında. Burada tabii güç merkezleri kendi çıkarları doğrultusunda, yol almak için de etnik meselelerle dinî meseleleri, cemaatlerle etnik grupları birbirine karıştırarak, sıcak çatışmalarla yerleşik devlet düzenlerini yıkarak, parçalayarak yola devam etmek istiyorlar ve bir ?Küresel dünya imparatorluğu?nu bu doğrultuda oluşturmaya çalışıyorlar.
-Küresel sermayenin çıkarları Türkiye?yi, bir Irak veya Suriye?ye çevirmeye yönelik mi?..
Anıl Çeçen: -Küresel sermayenin ana hedefi şudur; ?Şirketler büyüyecek, devletler küçülecek?? Bakın 20. Yüzyıla girerken 20 devlet var, çıkarken 200 devlet var. 21. Yüzyıla girerken 200 devletle girdik, çıkarken 2000 devlet olmasını istiyorlar? Yani bütün ulus-devletlerin parçalanmasını, eyaletlere bölünmesini istiyorlar. İşte o nedenle yerelleşmeyi, özerkleşmeyi, eyaletleşmeyi, bölgesel federasyon yapılanmalarını gündeme getiriyorlar. Ama bunu durduk yere yapamayacakları için, etnik ve dini çatışmalarını tırmandırıyorlar. El altından da silah şirketlerinin çıkarları doğrultusunda, hepsine silah dağıtıyorlar. Bu amaç için, devletleri iç kavgalara sürükleyerek, toparlanmasını ve güçlenmesini önlüyorlar.
Şimdi, bunu yapan ?Küresel sermaye?dir. Çünkü küreselleşme tamamen tekelci sermayenin kontrolündedir. Karl Marks?ın deyimiyle, ?Finans Kapitalin kontrolündedir?? Bu çerçevede baktığımız zaman Dünya?nın geleceğinde, artık mevcut devletlerin ötesinde, ulus-devletlerin geride kaldığı, eyalet yapılanmalarının öne çıktığı bir süreç istiyorlar. Bu doğrultuda devletleri küçültecekler, şirketleri büyütecekler? Şirketlerin patronlarına da baktığımız zaman, patronlar genelde Musevi-Yahudi asıllı olduğu için ?Siyonizm? ön plana çıkmaktadır. Kapitalizm bir anlamda ?Siyona- Kapitalizm? haline gelmektedir. Siyonistlerin kontrolündeki kapitalizm halini almaktadır. O bütün devletleri dağıtmaktadır. Mesela bugün, ABD?de Teksas?da çay hareketi başlamıştır, Teksas?ın kopmasını istiyorlar? Kaliforniya kendini Dünya?nın 4. Büyük ekonomik gücü ilan etti. Bir ABD eyaleti bağımsız devlet olmak istiyor.Böylece ABD?de eyaletler kopmaya doğru gidiyor. Ya da ABD?de Mormonlar bir cemaat olarak toplanıyorlar, Utah eyaletinde birleşip, orayı bir Mormon devleti haline dönüştürmeye çalışıyorlar. Demek ki, burada küresel sermaye, ulusları tasfiye etmek için dini kullanıyor. Bir tarafta şirketler ve cemaatler, diğer tarafta devletler ve milletler var. Geçmişten gelen yapı, devletler ve milletler, geleceğe dönük yapıyı sermaye ve şirketler yönlendirdiğinde, devletlerin parçalanmasında hem cemaatleri, hem etnik grupları kullanıyorlar, destekliyorlar, finanse ediyorlar, silah dağıtıyorlar ve çatıştırıyorlar.
-Bu dayatmalara nasıl karşı duracağız sizce?..
Anıl Çeçen: -Bu mesele sadece Türkiye?nin meselesi değil, sadece Ortadoğu?nun meselesi değil? Bakın Afrika?da da çatışmalar devam ediyor, Asya?da da çok büyük çatışmaların olduğu yerler var. Ama Avrupa ve ABD?de bu olmuyor. Batı yüzyıllarca süren, emperyalizm sonrasında bir blok halinde kendi güvenliğini bir dayanışma ittifakına bağlamış noktada? Türkiye burada ortada kalıyor. Hem Batı ittifakı içerisindeyiz, hem Avrupa birliğine üye olmadığımız için dışarıda kalıp, Ortadoğu ülkesi olarak Batı?nın çıkarları doğrultusunda Ortadoğu?ya sürüklüyor. Ki bu Osmanlı?nın son döneminde, Osmanlı ordusunun Hicaz çöllerinde dağılması gibi bir süreçti? Şimdi Türkiye?yi yine aynı role sürüklüyorlar? Bütün Ortadoğu?da çatışmaları tırmandırıyorlar. Önümüzdeki dönemde, Türkiye?yi de bu işin içine katarak, Türkiye?nin gücünden, devlet yapısından, jeopolitik konumundan ve askeri gücünden yararlanarak, bu bölgede kendi çıkarları doğrultusunda yeniden yapılanmayı sağlamak istiyorlar.
Burada iki şey var, çok önemli; bunlardan birincisi, bugünkü haritayı İngiltere ve Fransa?nın çizmesidir ki, onlar uzaktan Ortadoğu?ya, bir ?Merkezî imparatorluğu? parçalamak doğrultusunda baktıkları için, bugünkü haritayı çizmişlerdir? Ama arkadan 2. Dünya savaşıyla Amerika, Ortadoğu?ya gelmiş, yerleşmiş, artı bir de İsrail kurulmuş.
İsrail açısından bakarsan bölge devletleri çok büyük; bir ân önce hepsinin parçalanması lazım? ABD açısından bakarsak, Batı ittifakının egemen olması için Türkiye?nin bu coğrafyada bir askerî üs olarak kullanılması gerekiyor? Bunun her ikisi de bizim aleyhimize? Hem İsrail?in hem ABD?nin planı bizim aleyhimize? O zaman birilerinin bunu çıkıp söylemesi lazım, Türkiye?de. Çünkü Türkiye hem bölge ülkesi olacak, hem Batı ittifakının ülkesi olacak. Batı ittifakı bölgeye saldırı planları hazırladığı noktada, Türkiye?yi kullanmaya kalkınca, biz bütün komşularımızla, bütün İslam dünyasıyla, bütün Arap dünyasıyla karşı karşıya, düşman haline geliyoruz ve bunun faturası bize büyük oluyor. Çok büyük oluyor!.. Ki aynı süreci yarın İran?la yaşatmaya çalışacaklar. Farslarla Türkleri karşı karşıya getirmek isteyecekler. O noktada Kuzey Irak?ta yaşayan, Kürt asıllı toplulukların da kullanılmaya çalışıldıklarını görüyoruz ki, nereden bakarsanız bakın topyekûn bir saldırıyla karşı karşıyayız?
-Nasıl çıkacağız bu kaostan?
Anıl Çeçen: - Ben bu konularda epey yazdım; makalelerim var, kitaplarım var biliyorsunuz. ?Türkiye?nin B Plânı?nı ben 10 yıl önce yayınladım. ?Milli Programı? şimdi sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakan sahip çıkıyorlar, ?2023 Programı? olarak. Bunu 2007?den önce biz yayınladık. Onlar ?Demokratik Türkiye? diyordu, biz ?Güçlü Türkiye? diyorduk. Demokrasiye karşı değiliz. Sonuna kadar demokrasiden yanayız ama, ?Avrupa barışı? yok burada. Savaş içinde demokrasinin olamayacağını görüyoruz ve giderek ?güvenlik? meseleleri gündeme gelince; demokrasi adına ?cumhuriyetin? tasfiyesi ile karşılaşıyoruz. Ve Türkiye Cumhuriyeti?nin tasfiyesi ile de gücünü kaybetme noktasına geldiğinde de, işte bugün yaşadığımız çekişmeli ve kritik bir noktaya doğru sürüklenmiş hale geliyoruz.
-Nasıl bir yol öneriyorsunuz?...
Anıl Çeçen: -Önümüzdeki dönemde, ben burada gayet somut olarak şunu öneriyorum;
Bir an önce Türkiye?deki iktidar ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti komşu devletlerle bir araya gelmeli. Bakın hâla Kuzey Irak ve Kuzey Suriye ile uğraşıyoruz. Ama Türkiye?nin muhatabı bunlar değil. Atatürk döneminde olduğu gibi nasıl bu coğrafyada Sovyetler Birliği?ne karşı, Hitler?e ve Mussolini?ye karşı bir ?bölge güvenlik sistemi? Sadabat Paktı?yla kurulduysa aynı şekilde bugün Türkiye, Şam?la, Bağdat?la Tahran?la, Bakü?yle, Tiflis?le bir araya gelerek bir bölgesel dayanışma ittifakına girebilir. Ben buna ?yeni Cento? diyorum. Çünkü bir dönemde, soğuk savaş döneminde Sento?yu biz burada yaşadık. Bu NATO düşmanlığı değildir. NATO?nun bu coğrafyada bir anlamda yabancı kalması noktasında Sento eskiden olduğu gibi, bir de senato vardı? Uzakdoğu ülkelerini bir araya getiren CENTO, NATO?yla ittifak halinde dünya barışını sağlayabilir. Ama bunun için mutlaka Irak?ı, Suriye?yi, İran?ın, Azerbaycan?ın, Gürcistan?ın da içinde yer alacağı bir yapılanmaya gitmek lazım.
Bunun başlangıcı, Irak?a komşu olan ülkelerle başlamıştı. Bakın Amerikan ordusu Irak?tan çekilince, Irak?a komşu olan ülkeler Irak?ta bayağı ciddi destekler sağladılar. Şimdi Suriye aynı durumda. O zaman Türkiye İran ile bir araya gelecek Irak?ın toparlanmasına, Suriye?nin toparlanmasına yardımcı olacak. Azerbaycan?ı, Gürcistan?ı yanına alacak ve bu noktada ikinci bir ?Bakü Kurultayı?yla bu bölgede bir merkezi devletler birliği kurulacak.
Benim bu konudaki önerim; ?Merkezi Devletler Birliği?nin Bakü merkezli İran-Türkiye ortaklığına dayanan, Irak, Suriye, Gürcistan ve Azerbaycan?ı içine alan bir yapılanma, bölgede barışı sağlayacak bir yeni alternatif olarak gündeme getirilmesidir. Fakat maalesef şimdiye kadar Türkiye?deki partiler, iktidar ya da muhalefet partileri olsun, hiç birisi böylesine somut bir öneriyi gündeme getirmediler.
Ama bu bölgenin içerisine bakın; şimdi bile hâla bizim İran?la ortaklığımız var. D-8?de Erbakan?ın başlattığı işbirliğinde ortağız, EKO denilen, Karadeniz Ekonomik işbirliğinde ortağız? Daha önce Bağdat Paktı?nda, Sadabat Paktı?nda, RCD?de ortak olmuşuz. Şimdi biz İran?la yüz sene içerisinde 5 tane ortaklık yaşamışız ve bugün bir etnik kavga ya da bir cemaat kavgası ya da mezhep kavgasıyla savaşa sürüklenmesinin, ben iki devletin de aleyhine olacağı kanaatindeyim.
Bölge barışını da ciddi boyutlarda tehdit ederek 3. Dünya savaşı potansiyeli yaratabilecek durumdadır. O zaman bizi Batılı devletler, komşularımıza yönelik savaşa doğru sürüklemesin. Bıraksınlar biz komşularımızla bir araya gelelim, bölge barışını Batılı ülkeler karışmadan sağlayalım. Ama bunu İsrail kabul etmiyor, bunu küresel şirketler kabul etmiyor, bunu bu coğrafyada silah satmak isteyen, bu coğrafyanın petrolüne el koymak isteyen küresel şirketler önlemeye çalışıyorlar. Mesele budur.
-Ortaya koymuş olduğunuz bu perspektifle alakalı, Türkiye?nin bunları yapabilmesi için içeride ayağını sağlam basması gerekmiyor mu ? Mesela orada bir etnik tehlike, burada paralel yapı?. Bunu sadece bir iç mesele olarak düşünmüyoruz herhalde? Bu söylediklerinizi gerçekleştirebilmek için Türkiye?nin içeride çok ciddi bir ?birlik? oluşturması gerekmiyor mu?..
Anıl Çeçen: -Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti?nin geçmişten gelen 1000 yıllık Türk ve Müslüman devlet geleneğine sahip olduğu kanaatindeyim. Ayrıca Cumhuriyet döneminde de, kurucu kadrosunun ve kurucu önderliğinin Türkiye?ye çok önemli bir siyasi birikim bıraktığını da görüyorum, Cumhuriyet kuşağının bir temsilcisi olarak.
Önümüzdeki dönemde Türkiye?nin bu doğrultuda toparlanması için bir ?Milli idari reforma? ihtiyacı var.
Bakın, ben 10 yıl önce ?B Planı? kitabımı yayınladığım zaman şunu dediler; -ki bir çok kesim tartışmıştı bunu- Dediler ki; ?Doğru söylüyorsun, ama sen bu kitabı erken yazdın. Önümüzdeki dönemde Türkiye?nin ve bölgenin toparlanması noktasında böyle bir plana gerek var. Bir bölgesel oluşuma? Avrupa Birliği gibi bir merkez birliğine ihtiyaç var. Ama bunu yapabilecek bir Türkiye?ye ihtiyaç var önce. Bunu yapacak güçte bir Türkiye olmazsa B planı uygulanamaz? dediler ve doğruydu.
İşte bunun üzerine ben 2023 Güçlü Türkiye programını platform çatısı altında arkadaşlarımızla hazırladık ve kamuoyuna ilan ettik. Bizim orada önerimiz şudur; Türkiye acilen toparlanacaktır. Bu noktada Cumhurbaşkanına, meclisteki partilere büyük iş düşmektedir. Hem meclisteki partileri, hem meclis dışındaki partileri Cumhurbaşkanı ve hükümet bir ortak toplantıya çağırmalıdır ve onun içerisinden çıkacak bir uzlaşma ortamı içerisinde de Türkiye siyasi gündemini belirlemelidir. Seçimler erkene alınabilir. Ortadoğu?daki çekişmeler nedeniyle seçimler sonrasında da, gerek bugünkü iktidar, gerekse gelecek iktidarların paylaşılabileceği bir ?Milli program?ın gündeme getirilmesi gerekmektedir. Fakat bu konuda Avrupa merkezli, Amerika merkezli, İsrail merkezli bakan Türk aydınlar olduğu için ve Türkiye?deki siyasi kadrolar maalesef, Avrupa, ABD ve İsrail merkezli yapılanmaların içinden geldiği içindir ki, Türkiye?yi böylesine bir yapıda toparlayabilecek bir potansiyel, siyasi olarak harekete geçememektedir.
Önümüzdeki dönemde, bugünkü hükümet yoluna devam etsin veya etmesin; bir koalisyon gündeme gelebilir? Bir milli hükümet gündeme gelebilir ya da yeni bir siyasi hareket hızlı bir şekilde ortaya çıkıp toparlanabilir. Veya, mevcut partiler bir koalisyon kurabilirler. Bütün bunların ana hedefi, Türkiye Cumhuriyeti Devletini toparlayacak, gücünü yeniden arttıracak, şimdiye kadar küreselleşme süreci içinde tasfiye edilmiş olan gücünü yeniden toparlayacak bir milli idari reformun acilen Türkiye?nin gündemine getirilmesi gerekmektedir. Bu millî idarî reformla, Türkiye?de gerek askerî kesim, gerek sivil kesim, gerek siyasî kesimler bir araya gelip Türkiye?nin toparlanmasında, bir iç savaşa sürüklenmeyi önleme noktasında, bir ekonomik çöküşe sürüklenmeyi önleme noktasında, Türkiye?nin emperyal güçlerin bazı oyunlarına alet olarak bir savaş senaryosuna sürüklenmesini engellemek için, bütün bunları dikkate alan bir millî program, Türkiye?nin gücünü arttıracaktır. Toparlayacaktır. Böylece içeride toparlanan Türkiye, hızlı bir şekilde bölgesine daha bağımsız bakarak, komşularıyla bir araya gelmenin yollarını arayacaktır. Tıpkı ulusal kurtuluş savaşı günlerinde olduğu gibi.
-Bu, hükümetin, ?2023 Vizyonu? olarak bahsettiği, sizin programa?..
Anıl Çeçen: -Gördüler ki, kendilerinin gündeme getirmediği bazı düşünceler, bazı öneriler Türk toplumunun içinden çıkıyor. Meclis'te şu an üç parti var, üçü de pasifize edilmiş. Bir tanesi bölgesel bir parti niteliği gösteriyor, bir tanesi milliyetçi, bir tanesi Atatürkçü olduğunu söylüyor ama, hiçbir muhalefet partisi Türkiye?nin geleceği için bir milli idari reform planı-projesi ortaya koymadı. Biz bu konuda Ankara?daki Ulusal Güç Birliği Platformu olarak, 2007 seçimlerinden önce böyle bir çalışmayı ortaya koyduk. Ve ondan sonra bu tartışma başladı.
Şimdi bu tartışmanın yapılması ve kamuoyunda yansıması noktasında; iktidarın da tavır değişikliğinegidip, ?Demokratik Türkiye? kavramıyla, Avrupa Birliği, Amerika, İsrail üçgeni içerisinde bir yerlerde sürüklenmektense, giderek bölgede artan sıcak olaylar ve güvenlik sorunları çerçevesinde, hükümetinde 2023?e dönük, yani Cumhuriyetin 100. yılında daha güçlü bir Türkiye?nin gündeme gelmesi noktasında bir arayışa girdiğini görüyoruz?
- Peki böyle bir dönüşümün ?17 Aralık?tan sonra mı başladığını düşünüyorsunuz? Çünkü önceden çok düz bir gidiş vardı, ?17 Aralık?tan sonra ciddi bir çatlak doğdu. Özellikle küresel güçlerin, küresel sermayenin hedefleri doğrultusunda hareket eden, ? devlete sızmış? yapının?..
Anıl Çeçen: - Paralel Devlet yapılanmasını mı diyorsunuz ?
- Evet. Paralel Devlet yapılanmasını diyorum?
Anıl Çeçen: -Türkiye?de tek bir paralel devlet yapılanması yok. Ben birkaç tane paralel devlet yapılanması olduğu kanaatindeyim. Zaten bu da kamuoyuna yansımış vaziyette. Ülkenin bir yerinde devlet kurmak isteyenler de kadrolaşıyorlar, bazı cemaatler de farklı bir yapılanma çerçevesinde kadrolaşıyorlar. Ama kapitalist kesimler esas paralel devlet. Ben Türkiye?de, asıl ?paralel devletin? sermaye olduğu kanaatindeyim. Çünkü dikkat edin, küresel sermaye ulus devletlere karşı savaş açmış vaziyette. Amerika kendisindeki sermayeyi kontrol edemiyor. O sermaye Amerika?yı kendi çıkarları doğrultusunda, Amerikan devletini kullanıyor. Şimdi aynı süreç Türkiye?de de var. Türkiye?de siyasi partiler geliyorlar geçiyorlar ama, Türkiye?deki kapitalist patronların, finans kapitalin yerli ortaklarının gücü değişmiyor. Hep onların istediği oluyor. Hep onların alternatif parti olayları gündeme geliyor, hemen müdahale ediyorlar; ??Cumhuriyetçi partiyi engelliyorlar, laik parti istiyorlar??. Çünkü o kesimlerin içinde gayr-i Müslim lobiler de etkin. Bunları da görmemiz lazım.
-Türkiye?yi yöneten 3 bin aile? mevzuu?
Anıl Çeçen: -Bir yönüyle öyle tâbii... Bu konuda ?Boğazdaki Aşiret? diye bir kitap da yayınlandı biliyorsunuz zamanında. ?Boğazdaki Aşiret? meselesi, ki, 1848 ihtilallerinde Polonya?dan kaçanlar önce gelip Polonezköy?ü kurdular. Daha sonra işte Avrupa?nın çeşitli ülkelerinden kaçanlar, gelip boğazın iki yakasına yerleştiler ve Boğazdaki Aşiret ortaya çıktı. Şimdi ?Boğazdaki Aşiret?in uzantısı olan kesimler, küresel sermaye ile ortaklık içerisine girdikleri noktada, ciddi bir milliyetçi, ulusalcı, Türkiyeci, ya da antiemperyalist yapılanmayı önlüyorlar. Çünkü basın medya onların kontrolünde olduğu gibi, siyaseti yöneten kadroları da onlar finanse ediyorlar, onlar adına hareket eden politikacılar. Bakın uzun süre Türkiye?de etkin olan politikacıların geçmişine ilişkilerine bakın, hepsinin arkasında bir holdingi görürsünüz.
-Sizce Ak Parti gitgide daha bir millileşiyor mu?..
Anıl Çeçen: -Bugünkü hükümet 12 yıldır Türkiye?yi yönetiyor. Artık belli bir birikime sahipler. Belli bir tecrübe edindiler. Ama bazı ittifaklar da çatladı. ?17 Aralık? meselesi orada gündeme geldi. Orada yolların ayrıldığını görüyoruz.
Bugünkü hükümetin yola devam etme noktasında bir şansı var. Çünkü alternatifi yok. Bugün, meclisteki partilerin hiç birisi iktidara gelebilecek durumda değil. Üç parti bir araya gelip koalisyon kurar mı? O da mümkün görünmüyor. O zaman seçimlere gittiğiniz zaman yine bugünkü hükümetin gündeme gelmesi söz konusu. O zaman hükümette, hem kendini yenileme noktasında, hem de devletle karşı karşıya gelmeme noktasında, devletle beraber ortak hareket etmek zorunluluğunu artık görmeye başladı. Kanaatim odur.
Bu çerçevede tabii ki ister istemez önümüzdeki dönemde küresel sermayenin bu saldırganlığı ulus devletleri parçalamaya yöneldiği noktada, artık hiçbir siyasi iktidar bu oyunlara alet olmayacaktır-olamayacaktır. Çünkü her hükümet kendini belli bir noktada kurtarmak isteyecektir. Bu noktada hiçbir hükümet bindiği dalı kesmeyecektir.
O zaman buradan şu sonuç çıkıyor: Önümüzdeki dönemde Türkiye eğer yoluna bugünkü haliyle devam edecekse, bir millileşme, milli çıkarlar doğrultusunda ortak hareket etme konusunda devlet ve hükümet işbirliği yapacaktır. Yeni ittifaklar gündeme gelecektir!. Aksi takdirde Türkiye devlet olarak da, millet olarak da, ülke olarak da toparlanamaz ve dağılma riski giderek tırmanır. Ve bu durum Türkiye?yi, hem iç karışıklığa, hem bölgesel savaşa çeker ki, bunları önlemenin yolu da çok hızlı bir şekilde toparlanmadır. Zaten dikkat edin ?B Planı? ile önerdiğim milli program, Milli İdari Reform diyorum, yani demek ki Türkiye?de milli devletin güçlendirilmesi gerekiyor artık. Bununla birlikte Türk milletinin de toparlanması gerekiyor. Bu çerçevede önümüzdeki dönemde Türkiye?yi yönetecek iktidarlara, Devleti yönetecek kadrolara, Türkiye?nin toparlanması konusunda bir milli tutum, bir milli politika zorunluluğu açıkça ortaya çıkmıştır.
-Hocam çok teşekkür ediyoruz?
Anıl Çeçen: -Ben teşekkür ederim.
(Kaynak; Baran Dergisi, sayı 410)
20 Ağustos 2018 Pazartesi
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN: "Tek Türkiye; Ancak Kemalizm ile mümkündür." Siyaset Bilimci ve Anayasa Hukuku Profesörü Prof. Dr. Anıl Çeçen, Türkiye’nin siyasal geçmişi ve geleceği üzerine çarpıcı açıklamalarda bulundu. ANAYURT GAZETESİ (Röportaj/Söyleşi) 24 Haziran 2017-Ankara,
Tek Türkiye; Ancak Kemalizm ile mümkündür
Siyaset Bilimci ve Anayasa Hukuku Profesörü Prof. Dr. Anıl Çeçen, Türkiye’nin siyasal geçmişi ve geleceği üzerine çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Gazetemizin sorularını yanıtlayan Prof.Dr. Çeçen, son yıllarda özellikle seçim dönemlerinde siyasetin önde gelen isimlerinin “Tek vatan, tek Türkiye” kavramını öne çıkardıklarını belirterek “Siyasetçiler ellerini havaya kaldırarak sırasıyla parmaklarını sayarken, tek vatan, tek devlet, tek millet ve tek bayrak diye bir sıralamayı halkın gözü önünde yeni bir slogan haline getirmektedirler. Ne var ki, uygulamada iş tamamen farklı bir çizgide tek lidere doğru gitmekte ve halk bu kavramlar ile uğraşırken, tek lider çıkmazına Türk siyaseti saplanıp kalmaktadır” dedi.Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş döneminde olduğu gibi yeniden tek partili yapıya sürüklendiği uyarısında bulunan Prof.Dr. Çeçen, “Kuruluş modeli olarak tek devlet ve vatan üzerine yapılandırılmış olan Türkiye Cumhuriyetinin, tek parti ve tek lider çıkmazına sürüklenmesi tümüyle ters bir sonuç ortaya çıkarmıştır” ifadelerini kullandı.
Neden son zamanlarda “Tek vatan, tek Türkiye” kavramı öne çıkıyor ?
Son yıllarda yapılan seçimlerde ortaya çıkan bir slogan olarak “Tek vatan ya da tek Türkiye” kavramı kamu oyunda öne çıkmaya başladı. Bugünün siyasetinin önde gelenleri konuşmalarını yaparken , ellerini havaya kaldırarak sırasıyla parmaklarını sayarken, tek vatan, tek devlet, tek millet ve tek bayrak diye bir sıralamayı halkın gözü önünde yeni bir slogan haline getirmektedirler . Ne var ki , uygulamada iş tamamen farklı bir çizgide tek lidere doğru gitmekte ve halk bu kavramlar ile uğraşırken , tek lider çıkmazına Türk siyaseti saplanıp kalmaktadır . Çağdaş demokrasilerde olmadığı gibi bir tek lider hegemonyası öne çıkartılırken , arkasından tek parti rejimi gündeme gelmekte Türkiye cumhuriyeti devletin kuruluş döneminde olduğu gibi yeniden bir tek partili yapıya doğru sürüklenmekte ve bunun sonucunda da anayasaya göre ulus devlet olması gereken Türk devleti , parti devleti görünümü kazanmaktadır .Bu durumda , ülkenin birliği ve bütünlüğü doğrultusunda geliştirilen tek vatan ya da tek devlet yaklaşımlarının yerini tek parti ve tek lider olgusu almaktadır . Böylesine farklı bir durumun ortaya çıkması da Türkiye’de rejim tartışmalarına yol açmakta ve tek lider oluşumu yüzünden demokrasi yerine diktatörlük sorunu etkinlik kazanmaktadır . Kuruluş modeli olarak tek devlet ve vatan üzerine yapılandırılmış olan Türkiye Cumhuriyetinin, tek parti ve tek lider çıkmazına sürüklenmesi tümüyle ters bir sonuç ortaya çıkarmıştır . Çağdaş cumhuriyet rejimi altında gelişmiş bir demokrasi arayışı içinde bulunan halk kitlelerinin , aranılanın tersi bir otoriter tablo ile karşı karşıya kalması ülkemizde demokratik gelecek açısından karamsar bir ortam yaratmıştır .
Neden içinde bulunulan geçiş döneminde Tek vatan sorunu öne çıkmıştır?
Birinci dünya savaşı ile imparatorluklar parçalandığı için ulus devletler tarih sahnesine çıkmıştır .Bu nedenle yirminci yüzyıl bir ulus devletler çağı olmuştur . Savaş sonrasında gündeme gelen iki kutuplu dünyada aynı zamanda bir soğuk savaş düzeni ortaya çıkarken , savaş sonrasının ulus devletleri böylesine hassas bir dengede varlıklarını koruyabilmişlerdir . Ne var ki , sosyalist sistemin dağılması üzerine gündeme gelen tek merkezli kutuplaşma bütün dünyaya küresel sermayenin başında bulunduğu bir yeni emperyalizmi dayatınca , ulus devletler küresel sermayenin temsilcisi olan tekelci şirketler aracılığı ile tasfiye edilmeye başlanmıştır . Böylesine bir süreç sonunda bütün ulus devletlerin sahip olduğu ulusal ve üniter yapılar aşınmaya başlamış ve zamanla çöküş ile dağılma olguları kaçınılmaz bir biçimde öne çıkmıştır . Ulus devletlerin bağımsızlığı ile ulusal vatanlarına sahip olma şansını yakalayan dünya ulusları yeni dönemde uluslararası tekelci şirketlerin hegemonyası doğrultusunda büyük bir saldırı rüzgarına muhatap olurlarken , aynı zamanda vatanlarını da kaybetme riski ile karşılaşmışlardır . Sınırsız sermaye ile hareket eden küresel şirketler dünyanın her yerini satın alarak ele geçirirken , ulus devletlerin milli sınırları içerisindeki vatanlarına da el koyma aşamasına gelmişlerdir . Bu yüzden küreselleşmeye açık davranan ulus devletler çeyrek asırlık bir zaman dilimi sonrasında vatanlarını kaybetme durumu ile karşı karşıya kalmışlardır . Bu nedenle , küresel emperyalizme karşı ulusların yeni bir anti-emperyalist savaş vererek vatanlarını kurtarma aşamasına gelinmiştir . Türk siyasetinde tek vatan ve tek devlet sloganlarının yükselmesinin arkasında böylesine bir konjonktürel bir durum vardır . Siyaset kadroları da bu doğrultuda seçimlere girerken ya da halk oylamaları sırasında ulusal bağımsızlığı yansıtan tek vatan ve tek devlet kavramlarını dile getirerek , küresel güçlerin emperyal müdahalelerine karşı halkın ulusal tepkilerini destekleyerek haklılık kazandırmak istemişlerdir.
Tek vatan konusu her yönü ile tartışılırken, neden tek devlet konusu da gündeme gelmiştir ?
Teorik olarak vatan ve devlet kavramları birbirinden ayrı olmasına rağmen uygulamada ikisi bir bütün teşkil ettiği için , tek vatan ile birlikte tek devlet konusu da tartışma alanına gelmiştir . Vatan ile devlet kavramları ayrı bilim dallarının inceleme konusu olmasına rağmen , uygulamadaki birliktelikleri tek vatan ile beraber tek devlet arzusunu da tartışma alanına getirmiştir . Vatan konusu coğrafya ve jeopolitik bilimlerinin inceleme alanında olmasına rağmen , devlet sorunu da hukuk ve siyasal bilimin sınırları içerisinde ele alınmaktadır . Ne var ki , devletsiz vatanın olamayacağı gibi vatansız devlet de olamaz . Bu durumun bir istisnası olarak çağımızın sorunu olan Filistin meselesi İsrail meselesinin bir yansıması olarak öne çıkmıştır . İsrail iki bin yıl önce Romalıların Yahudileri kovması yüzünden kaybettikleri devletlerini , yirminci yüzyılda tekrar aynı topraklar üzerinde kurmaya kalkışınca Filistin’lilerin vatanını işgal ederek onların gerçek bir devlete sahip olma hakkını ortadan kaldırmışlardır . Bu yüzden Filistinliler devletlerini kurmalarına rağmen vatanlarını ellerinden kaçırdıkları için tam anlamıyla bir devlet düzenine kavuşmakta zorlanmaktadırlar . Genel Kamu Hukuku bilim dalının getirdiği açıklamalar doğrultusunda, her devletin ülke ya da vatan ,nüfus ya da toplum ile birlikte egemenlik olmak üzere üç tane esaslı unsuru vardır . Bu doğrultuda ,devletler ülkelerini milli sınırlar ile çevirerek kendi yurttaşlarına bir vatan kazandırırken , dünyanın herhangi bir bölgesinde ya da kara parçasında kendi kendini yönetme gücünü kazanmış olan topluluklar da egemenliklerinin sınırını, sahip oldukları siyasal gücün etkisi ile belirledikleri aşamada devletlerini kurdukları anda aynı zamanda kendi vatanlarını da kazanmış olmaktadırlar . Yirminci yüzyılın ulus devletleri bu doğrultuda dünya haritası üzerinde kendi vatanlarını elde ettikleri için , bugünün küresel emperyalizm çağında kendilerini savunurken aynı zamanda vatan savunmasını da birlikte yapmak zorunda kalmaktadırlar .
Türkiye’nin Misakı Milli sınırları ile belirlenmiş olan topraklarının tek vatan olarak belirlenmesi, nasıl mümkün olabilmiştir?
Bu sorunun cevabı tek kelime ile Kemalizm’dir. Kurucu önderin ortaya koymuş olduğu devlet modeli , Kemalizm olarak açıklandığı için Kemalist yapılanma bugün de devam etmektedir . Kemalizm ,bir devlet modeli olarak jeopolitik koşulların dikkate alınması ile oluşturulmuş bir sistemdir . Bir imparatorluk düzeninden ulus devlet yapılanmasına gidilirken , Kemalizm bir eklektik sistem ve bir tarihsel zorunluluğun yansıması olarak güncellik kazanmıştır . Kemalizm, Türkiye cumhuriyetinin anayasal ilkeleri olarak kabül edilen altı ana ilkenin birleşmesi ile uygulama alanına girmiştir . Altı ilke olarak milliyetçilik,cumhuriyetçilik,laiklik,devletçilik,halkçılık ve devrimcilik ilkeleri bütünsel çerçevede savunulmuştur . Bu altı ilkenin ilk üçü Fransız devriminden diğer üçü ise Sovyet devriminden gelen ilkeler olarak ele alınmış ve Türkiye potası içinde birleştirilerek üç dünya arasında merkezi bir devlet modeli kurulmuştur . Batı dünyası ile birlikte Sovyet ve İslam dünyaları aynı dönemde birlikte var olurken, Kemalist model doğrultusunda üç dünyanın dışında yeni bir merkezi yapı olarak Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur . Fransız ve Sovyet devrimlerinin getirdiklerinden yararlanırken , üç ayrı dünyanın kesiştiği noktada ve dünyanın jeopolitik merkezinde hiçbir başka modele benzemeyen siyasal yapılanma Atatürk’ün kurucu önderliğinde gerçekleştirilmiştir . Üç kıta ile birlikte üç yarımadanın da birleştiği merkezi bölgenin özelliklerine göre gerçekçi bir yapılanmaya gidilirken, Kemalist model de güçlü bir ulusal,üniter ve merkezi devlet oluşumu başarılabilmiştir . Bu topraklar üzerinde Kemalist modeli ile var olan Türkiye cumhuriyeti gene aynı model sayesinde ayakta kalarak yirminci yüzyılda yoluna devam edebilmiştir .
Son seçimler ve referandumlarda ortaya çıkan üç Türkiye haritası tek vatan ve tek devlet ilkeleri ile Türkiye’nin geleceği açısından nasıl değerlendirilebilir ?
Türkiye’de yapılan genel seçimler ve referandumlar sonucunda üçe bölünmüş Türkiye haritasının çıkmasının nedeni , Türkiye’yi son dönemlerde yöneten iktidarların devletin kuruluş modelini ihmal ederek ülkeyi yönetmeye kalkmalarıdır .Var olan jeopolitik koşulların zorunlu sonucu olan kuruluş modelinin , batı emperyalizminin merkezi coğrafya için hazırladığı siyasal projelere alet olarak ihmal edilmesinin sonucunda , seçimlerde sürekli olarak üçe bölünmüş Türkiye haritası çıkmaktadır . Meclis başkanı çıkıp laiklik kaldırılmalıdır dediği bir ortamda ülkede var olan farklı din anlayışlarının mensuplarının harekete geçtiği ve Trakya ile Anadolu’nun batı kesimlerine yönelerek , orta Anadolu’da giderek öne çıkmaya başlayan İslam devleti yapılanmasına sırtlarını döndükleri göze çarpmaktadır . Bizans ve Osmanlı döneminden kalma Gayrimüslimler ,Ermeniler,Yahudiler ,Rumlar ve ateistler Osmanlı yıkılırken bu ülkeyi nasıl terk ettilerse ,benzeri bir yurt dışına gitme hareketine bugün de yönelmektedirler . Son yıllarda ülke değiştiren , yurt dışında gayrimenkul alan ve yatırım yapan Türk vatandaşlarının sayıları giderek artmaktadır . Üçe bölünmüş Türkiye haritasında doğu Anadolu’da başka bir ulus devlet oluşumu öne çıkarken , ülkenin Arabistan gibi bir İslam devletine dönüşümü sürecinde de gayrimüslimlerin tepki göstererek iç ya da dış göçlere katıldıkları ,sandıklar açılınca ortaya çıkan seçim sonuçları ile daha anlaşılır bir duruma gelmiştir . Seçimlerin getirdiği üçe bölünmüş Türkiye haritasında devleti kuran parti batı Anadolunun sahil zenginleri partisine dönüşmüştür . Orta Anadolunun Türkçü partisi ise bu bölgede İslam kimliğinin öne çıkması ile batı Anadolu’ya doğru bir taban kayması yaşamıştır . Bir anlamda Doğu Anadolu’da gündeme getirilen bir başka ulus devlete taban kazandırma girişimleri sonucunda milliyetçi parti batı Anadolu partisi konumuna gelmiştir .Doğu bölgesinde ise etnik ayrılıkçı yeni bir ulusçu parti ortaya çıkmıştır .
Emperyalist politikalar Türk devleti için risk
Tek vatan arayışı , Tek Türkiye olgusu ile birlikte nasıl açıklanabilir ?
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu gereği üniter bir devlet statüsüne sahip bulunmaktadır . Batı dillerinde yer almış bir Latin kavramı olan üniterlik sözlük anlamı olarak teklik ya da tekillik olarak anlaşılmaktadır. Üniter devlet denildiği zaman Türklerin ülkesinde tek bir devlet olduğu ve bu devletin ülke sınırları içerisinde bir başka devlete izin verilemeyeceği ifade edilmeye çalışılmaktadır. Türklerin durumu diğer milletler ile karşılaştırıldığı zaman ayrı bir durum göstermektedir. Çünkü çok geniş bir coğrafyaya yayılmış bulunan bir Türk dünyası tarihsel bir gerçeklik olarak vardır ama Misakı Milli sınırları içerisinde Türklerin tek bir vatanı vardır o da Türkiye’dir . Türk devletinin kuruluşu Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla gerçekleştirilmiştir . Devletin kurucu başkanı Atatürk, Meclisi açış konuşmasında Pan- Türkizm ya da Pan-İslamizim yapılmayacağını , yeni devletin ilan edilen ulusal sınırları içerisinde ülkede barış düzenini tesis edeceğini , böylece bir barış ve güvenlik devleti olarak tarih sahnesine çıkan Türkiye Cumhuriyetinin aynı zamanda dünyada barışı kurmak üzere sınırların ötesine giden her türlü emperyalist politikadan vazgeçeceğini, Osmanlı İmparatorluğu döneminde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyetinin sınırlarının ötesinde hiçbir biçimde siyasal macera aramayacağını, uluslararası kamuoyuna bir kesin bir söz olarak açıklamıştır . Bu doğrultuda , yirminci yüzyılı bir barış düzeni içerisinde geride bırakan Türk devleti , içinde bulunduğu merkezi coğrafyanın geleceğine yönelik yeni emperyalist projeler yüzünden hem tek vatanı hem de tek devletini kaybetmek riski ile karşı karşıya gelmiştir . Kuzey ve Orta Asya’da yer alan Türk dünyasında milyonlarca Türk asıllı insan yaşamaktadır ama Türk devleti ulusal sınırları ile bağlı kalarak hiçbir biçimde irredantist bir politikaya yönelmemiştir . Vatanın bağımsızlığı için verilen ulusal kurtuluş savaşı sonrasında Türk ulusu milli sınırları ile yetinerek ayakta kalmıştır .
Kuvayı Milliye hareketi yeniden güncellik kazanmakta
Tek vatan olgusu , Türkiye’nin özel koşullarında ne ifade etmektedir ?
Tek vatan Türkiye Cumhuriyeti açısından ulusal kurtuluş savaşı ile ilan edilmiş ve Lozan Antlaşması ile kazanılmış olan Misakı Milli sınırları içinde kalan toprak parçasının bütününü ifade etmektedir . Yirminci yüzyılın soğuk savaş ortamının durağanlığında pek de fazla önemsenmeyen bu konu , ABD dışişleri bakanının merkezi coğrafyada 22 devletin sınırlarının değişeceğini söylemesi ile birlikte fazlasıyla önem kazanmıştır . Bu nedenle ,ulus devletler milli sınırlarını korumaya öncelik vererek , sınırlar içinde yer alan vatan savunmasına yeniden girmek zorunda kalmışlardır . Türk devleti de emperyalizmin bölge devletlerini parçalaması gerçeği karşısında , tek vatan ile birlikte tek devlet kavramını birlikte savunmak zorunda kalmıştır . Yıkılan bir imparatorluğun merkezi alanlarını milli sınırlar içerisinde birleştiren Kuvayı Milliye hareketi, bu yüzden bir asır sonra yeniden güncellik kazanmakta , devlet ve vatan ile birlikte tek millet ve tek bayrak da savunma alanına girmiştir . Türkiye sahip olduğu coğrafi koşullar nedeniyle üç kıta ortasında bir merkezi alanı kendisi için vatan haline getiren Misakı Milli sınırlarını kabül ederek tarih sahnesine çıkmıştır . Trakya gibi Avrupa parçası olan bir kara alanı ile , Anadolu gibi bir Asya yarımadası tamamen jeopolitik koşulların zorlaması yüzünden aynı milli sınırların içinde yer almıştır . Üç büyük yarımada üzerine kurulu bulunan Osmanlı İmparatorluğu tarih sahnesinden çekilince Balkanlar’da geride kalan Trakya toprakları Küçük Asya denilen Anadolu yarımadası ile birlikte düşünülerek merkezi bir devlet konumunda Türkiye Cumhuriyetinin haritası belirlenmiştir . Rusya Federasyonu gibi bir dev ülkenin merkezi alanı işgal etmesinin önlenmesi doğrultusunda güneyde güçlü bir tampon devlet gerektiği için Türkiye bugünkü sınırlarına sahip olabilmiştir .
Türkiye, yeniden Kemalist modele dönmek zorunda
Atatürk , kurucu önder olarak Türkiye’nin jeopolitik koşullarını iyi bildiği için , bir milli devlet kurarken içe dönük milliyetçiliğin toplumu bölmemesi için aynı zamanda halkçılık ilkesini de kabul ederek ve Halkevlerini bu doğrultuda kurarak halkçılık anlayışı çizgisinde toplumu bütünleştirmeye öncelik vererek, doğu Anadolu topraklarında devletin ulusal kimliği dışında bir başka ulus devletin kuruluşunu önlemeye çalışmıştır . Aynı zamanda Osmanlı döneminde ülkenin batı kıyılarında yer alan ve ekonomi ile ticareti yönlendiren lövanten unsurlar ile Yahudi ,Ermeni ,Rumlar ve Süryanilerden oluşan gayrimüslim unsurlardan oluşan İslam dışı toplumları da dikkate alarak laik devlet yapılanması ile Fransız devrimi doğrultusunda bir batı tipi devlet modelini, Küçük Asya toprakları üzerinde gerçekleştirmeye çalışmıştır . Atatürk cumhuriyetinin temel ilkeleri olan altı ana ilkeyi iç ve dış jeopolitik koşulları dikkate alarak belirlerken , Türkiye Cumhuriyetinin kurucu irade ve model doğrultusunda yüz yıl ayakta kalmasını sağlamıştır . Şimdi dünya yeni bir yapılanma dönemine girerken emperyal projeler Türkiye’nin kuruluş modelini devre dışı bıraktığı için yeniden Doğu Anadolu’da başka ulus devlet oluşumları gündeme getirilmekte , meclis başkanı laikliğe karşı çıkarken , gayrimüslim toplum kesimleri de yeniden batı Anadolu topraklarında İyonya ,Marmara ya da Trakya Cumhuriyetleri kurma girişimlerine yönelmektedirler. Ayrıca İstanbul’un yeniden Vatikan destekli yeni Bizans ya da Konstantinapolis’e dönüştürülmesi girişimleri de , batı emperyalizminin ana hedeflerinden birisi olarak öne çıkmaktadır . Türk halkı seçim sonucunda ortaya çıkan üç Türkiye haritasının bu doğrultuda bölünme ve dağılma sinyalleri verdiğini görmektedir . Yüz yıl önce de bu koşullar varken , merkezde büyük bir ulus devlet kuran Kemalizm bu nedenle yeniden güncellik kazanmıştır . Artık Türkiye yeniden Kemalist modele dönmek zorundadır . Kemalizm ile dünya sahnesine çıkan ve yirminci yüzyılı geride bırakan Türkiye Cumhuriyeti ,yirmi birinci yüzyılda yoluna devam edebilmek için yeniden Kemalizm’e dönerek ilelebet payidar olabilecektir.
PROF. DR. ANIL ÇEÇEN
Ulus Devlet-Türkiye Cumhuriyeti Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN’in geçen ay içinde “ULUS DEVLET-TÜRKİYE CUMHURİYETİ” adını taşıyan son kitabı yayınlandı. (Söyleşi/Röportaj: ANAYURT GAZETESİ adına M. Yahya EFE)
Ulus Devlet-Türkiye Cumhuriyeti
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN’in geçen ay içinde “ULUS DEVLET - TÜRKİYE CUMHURİYETİ” adını taşıyan son kitabı yayınlandı.
Bu kitabı üzerine yazar bilim adamı Çeçen ile şu görüşmeyi yaptık. Ankara üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN’in geçen ay içinde “ULUS DEVLET - TÜRKİYE CUMHURİYETİ” adını taşıyan son kitabı yayınlandı. Bu kitabı üzerine yazar bilim adamı Çeçen ile şu görüşmeyi yaptık.
Sayın Çeçen neden böyle bir kitap yazmağa gerek gördünüz?
Sayın Efe, son yıllarda giderek küresel bir saldırıya dönüşen emperyalizmin ulus devletleri hedef alması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Ulus devletini ele alan ve bu siyasal yapılanmanın bugünün koşulları açısından bütünsel bir değerlendirmesini yapan bir kitap olarak çalışmamı hazırladım. Kitap incelendiğinde görülecektir k, tarihsel süreç içerisinde Türklerin bu topraklarda ulus devlet kurmaları konusunda haklı nedenleri bulunmaktadır. Türklerin ulus devlet kurmalarını sanki suçmuş gibi yansıtan emperyalizm işbirlikçisi ve mandacı federasyoncu bir saldırı kampanyasına karşı, Türkiye Cumhuriyeti ulus devletini kurmanın haklı nedenlerinin bu günkü Cumhuriyet kuşaklarına anlatılması gerekiyordu. Kitabımın böylesine bir misyonu bulunmaktadır.
Ulus devletler yıkılacak mı?
Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra başlamış olan küresel sermaye ve ulus devletler savaşını yirmi yıl sonra ulus devletler kazanmıştır. Küresel sermaye bütün dünyaya egemen olabilmek için bu doğrultuda ekonomik alanı sınırlayan ulus devletleri ortadan kaldırmayı planlıyordu. Esas hedef şirketler büyürken devletlerin küçültülmesiydi. Bu doğrultuda Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi federasyonlar parçalanmış, Irak ve Afganistan gibi ülkelere askeri saldırılar ve bölücü savaşlar zorla dışarıdan dayatılmıştı. Şirketler tekelleşerek büyürken, devletlerin eyaletlere bölünerek küçültülmesi planlanmıştır. Bu sonucun elde edilmesi için uluslar düşman ilan edilmiş, etnik kimlikler insan hakları adına desteklenerek ulusal yapılar parçalanarak etnik küçük devletçikler olarak geleceğin eyalet devletleri yaratılmak istenmiştir. Bu doğrultuda Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti ulus devletine ciddi bir küresel saldırı planı küresel sermaye destekli olarak medya üzerinden yürütülmüştür. Ne var ki aradan geçen yirmi yıllık süre içerisinde bu planlar başarısız kalmış ve ulus devletler ayakta kalarak, küresel sermayenin tekelci şirketler aracılığı ile medya üzerinden yürüttüğü saldırı kampanyaları sonuç vermemiştir. Bu nedenle, küresel emperyalizm savaşı kaybetmiş ve ulus devletler bu savaştan kendilerini savunarak ve güçlenerek galip çıkmışlardır. Türkiye cumhuriyetinin bugün dimdik ayakta kalması da bu ulus devlet zaferini açıkça ortaya koymaktadır.
Küresel sermaye emperyalizmi yenilgiyi kabul edecek mi?
Küresel sermayeyi ırkçı bir yaklaşım ile elinde tutan siyonist lobiler, kendi inançları doğrultusunda dünyanın merkezini ele geçirebilmek üzere Büyük İsrail projesini oluşturmak için bir İran savaşını zorla ABD’ye dayatmaktadırlar. İsrail’i kurtarmak çin yapılan bir haksız savaş olarak Irak işgalinden sonra İran’ın gündeme getirilmesi, merkezi coğrafya devletlerinin parçalı bir yapıya zorlanması anlamına gelmektedir. Türkiye’de bir merkezi coğrafya ülkesi olarak Atlantik emperyalizmi ve İsrail Siyonizminin parçalı bir yapıya yani eyaletlerden oluşan bir federasyona zorladığı bir devlettir.
Bu nedenle Türkiye Cumhuriyetinin ulus devlet yapısını devre dışı bırakmak üzere, ABD ve İsrail ikilisi Türkiye’ye Kuzey Irak üzerinden açılım adı altında parçalanmayı dayatmaktalar ve bunu da demokrasi diye Türk ulusuna yutturabilmenin girişimlerini sürdürmektedirler. Bu doğrultuda küresel sermayeyi kontrol eden Siyonizmin yenilgeyi kabul etmediği ve bütün dünyayı kndi projesi doğrultusunda bir üçüncü dünya savaşına ya da Armegedon adlı kıyamet senaryosuna zorladığı görülmektedir. Küçük İsrail’in iki yüz den fazla ulus devleti karşısına alarak kürsel emperyalizmi siyonizmin zaferi için dayatması bundan sonra mümkün görünmemektedir.
- Türkiye bir ulus devlet olarak gelecekte ne yapmalıdır?
Türk devleti diğer bütün ulus devletler gibi küresel sermayenin dıştan kumandalı saldırı planlarına hedef olduğu için, böylesine büyük bir küresel saldırıya karşı kendisine koruyabilmek üzere, kendi bölgesindeki komşu ulus devletler ile işbirliği yaparak kendisini koruyabilmelidir. İmparatorluk sonrasında Türkiye Cumhuriyeti gibi orta boy bir devlet kuran Atatürk, Mussolini ve Hitler ile Sovyetler Birliği gibi büyük tehditlere karşı ikinci dünya savaşı öncesinde Balkan ve Sadabat Paktlarını oluşturarak Türk ulus devletini kurmuş ulus devletler ile dayanışma halinde bir bölgesel dayanışma ve güvenlik paktına yöneltmiştir .Tarihten gelen bu ders ve uygulamanın günümüzde yeniden hatırlanması , ulus devletlerin büyük emperyal güce karşı kendilerini koruyabilmeleri açısından önem taşımaktadır. Türkiye cumhuriyeti ulus devleti, bu bölgedeki bin yıllık Türk egmenliğinin diğer temsilcileri olan Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalan bölgedeki ulus devletleri yeni bir bölgesel merkezi birliğe yönlendirmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin bugünkü yönetiminin başında olduğu devletin krucu iradesini temsil eden kurucu başkan Atatürk’ün izinden giderek ,yeni bir Balkan ve Sadabat paktları oluşumunu merkezi Devletler birliği çatısı altında oluşturması gerekmektedir .Ulus devletlerin tek başına büyük emperyal güçlere karşı güçlerinin yetmediği noktada komşuluk dayanışması içinde hareket etmeleri zorunludur . Balkan ve Sadabat paktları ile Türkiye ikinci dünya savaşına girmekten kurtulmuştur. Bugün İsrail’in zorladığı üçüncü dünya savaşına karşı benzeri bir dayanışma ve güvenlik ittifakına gereksinme vardır.
Bir hukukçu ve kamu hukuku uzmanı olarak ulus devletimiz için ne diyorsunuz?
Ulus devletimize saldırıların işbirlikçi ve mandacı çevrelerin Truva atı olarak hareket etmesiyle tırmandığı bu aşamada, Türk ulus devletinin tarihsel olarak ortaya çıkış sürecini iyi bilmek gerekmektedir Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuksal süreç içerisinde meydana gelmiş bir hukuk devletidir. Bu doğrultuda Türk devletinin hukuki dayanakları olan Amasya genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongresi kararları, Atatürk’ün Türkiye Büyük millet Meclisine ilk anayasa taslağı olarak sunduğu Halkçılık Programı, I921 Anayasası ve Lozan Antlaşması metinlerini bugün her Türk vatandaşının iyi bilmesi gerekmektedir. Bu hukuk belgeleri iyi hatırlanırsa Türkiye Cumhuriyeti ulus devletine yapılan saldırı ve eleştirilerin hepsinin haksız ve hukuk dışı olarak kalmağa mâhkum oldukları anlaşılacaktır. Türkiye Cumhuriyeti bugün bütün emperyal saldırılara karşı ayakta kalacak ve kendi ulus devlet modeli ile bütün Avrasya ülkeleri için hem merkez hem de model ülke olarak yön gösterecektir. Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün söylediği gibi bir ulus devlet olarak sonsuza kadar yaşamını sürdürecekti. Ben bu kitabım ile böylesine bir ulusal sürece katkıda bulunmağa çalıştım.
M.Yahya EFE röportaj
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN’in geçen ay içinde “ULUS DEVLET - TÜRKİYE CUMHURİYETİ” adını taşıyan son kitabı yayınlandı.
Bu kitabı üzerine yazar bilim adamı Çeçen ile şu görüşmeyi yaptık. Ankara üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN’in geçen ay içinde “ULUS DEVLET - TÜRKİYE CUMHURİYETİ” adını taşıyan son kitabı yayınlandı. Bu kitabı üzerine yazar bilim adamı Çeçen ile şu görüşmeyi yaptık.
Sayın Çeçen neden böyle bir kitap yazmağa gerek gördünüz?
Sayın Efe, son yıllarda giderek küresel bir saldırıya dönüşen emperyalizmin ulus devletleri hedef alması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Ulus devletini ele alan ve bu siyasal yapılanmanın bugünün koşulları açısından bütünsel bir değerlendirmesini yapan bir kitap olarak çalışmamı hazırladım. Kitap incelendiğinde görülecektir k, tarihsel süreç içerisinde Türklerin bu topraklarda ulus devlet kurmaları konusunda haklı nedenleri bulunmaktadır. Türklerin ulus devlet kurmalarını sanki suçmuş gibi yansıtan emperyalizm işbirlikçisi ve mandacı federasyoncu bir saldırı kampanyasına karşı, Türkiye Cumhuriyeti ulus devletini kurmanın haklı nedenlerinin bu günkü Cumhuriyet kuşaklarına anlatılması gerekiyordu. Kitabımın böylesine bir misyonu bulunmaktadır.
Ulus devletler yıkılacak mı?
Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra başlamış olan küresel sermaye ve ulus devletler savaşını yirmi yıl sonra ulus devletler kazanmıştır. Küresel sermaye bütün dünyaya egemen olabilmek için bu doğrultuda ekonomik alanı sınırlayan ulus devletleri ortadan kaldırmayı planlıyordu. Esas hedef şirketler büyürken devletlerin küçültülmesiydi. Bu doğrultuda Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi federasyonlar parçalanmış, Irak ve Afganistan gibi ülkelere askeri saldırılar ve bölücü savaşlar zorla dışarıdan dayatılmıştı. Şirketler tekelleşerek büyürken, devletlerin eyaletlere bölünerek küçültülmesi planlanmıştır. Bu sonucun elde edilmesi için uluslar düşman ilan edilmiş, etnik kimlikler insan hakları adına desteklenerek ulusal yapılar parçalanarak etnik küçük devletçikler olarak geleceğin eyalet devletleri yaratılmak istenmiştir. Bu doğrultuda Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti ulus devletine ciddi bir küresel saldırı planı küresel sermaye destekli olarak medya üzerinden yürütülmüştür. Ne var ki aradan geçen yirmi yıllık süre içerisinde bu planlar başarısız kalmış ve ulus devletler ayakta kalarak, küresel sermayenin tekelci şirketler aracılığı ile medya üzerinden yürüttüğü saldırı kampanyaları sonuç vermemiştir. Bu nedenle, küresel emperyalizm savaşı kaybetmiş ve ulus devletler bu savaştan kendilerini savunarak ve güçlenerek galip çıkmışlardır. Türkiye cumhuriyetinin bugün dimdik ayakta kalması da bu ulus devlet zaferini açıkça ortaya koymaktadır.
Küresel sermaye emperyalizmi yenilgiyi kabul edecek mi?
Küresel sermayeyi ırkçı bir yaklaşım ile elinde tutan siyonist lobiler, kendi inançları doğrultusunda dünyanın merkezini ele geçirebilmek üzere Büyük İsrail projesini oluşturmak için bir İran savaşını zorla ABD’ye dayatmaktadırlar. İsrail’i kurtarmak çin yapılan bir haksız savaş olarak Irak işgalinden sonra İran’ın gündeme getirilmesi, merkezi coğrafya devletlerinin parçalı bir yapıya zorlanması anlamına gelmektedir. Türkiye’de bir merkezi coğrafya ülkesi olarak Atlantik emperyalizmi ve İsrail Siyonizminin parçalı bir yapıya yani eyaletlerden oluşan bir federasyona zorladığı bir devlettir.
Bu nedenle Türkiye Cumhuriyetinin ulus devlet yapısını devre dışı bırakmak üzere, ABD ve İsrail ikilisi Türkiye’ye Kuzey Irak üzerinden açılım adı altında parçalanmayı dayatmaktalar ve bunu da demokrasi diye Türk ulusuna yutturabilmenin girişimlerini sürdürmektedirler. Bu doğrultuda küresel sermayeyi kontrol eden Siyonizmin yenilgeyi kabul etmediği ve bütün dünyayı kndi projesi doğrultusunda bir üçüncü dünya savaşına ya da Armegedon adlı kıyamet senaryosuna zorladığı görülmektedir. Küçük İsrail’in iki yüz den fazla ulus devleti karşısına alarak kürsel emperyalizmi siyonizmin zaferi için dayatması bundan sonra mümkün görünmemektedir.
- Türkiye bir ulus devlet olarak gelecekte ne yapmalıdır?
Türk devleti diğer bütün ulus devletler gibi küresel sermayenin dıştan kumandalı saldırı planlarına hedef olduğu için, böylesine büyük bir küresel saldırıya karşı kendisine koruyabilmek üzere, kendi bölgesindeki komşu ulus devletler ile işbirliği yaparak kendisini koruyabilmelidir. İmparatorluk sonrasında Türkiye Cumhuriyeti gibi orta boy bir devlet kuran Atatürk, Mussolini ve Hitler ile Sovyetler Birliği gibi büyük tehditlere karşı ikinci dünya savaşı öncesinde Balkan ve Sadabat Paktlarını oluşturarak Türk ulus devletini kurmuş ulus devletler ile dayanışma halinde bir bölgesel dayanışma ve güvenlik paktına yöneltmiştir .Tarihten gelen bu ders ve uygulamanın günümüzde yeniden hatırlanması , ulus devletlerin büyük emperyal güce karşı kendilerini koruyabilmeleri açısından önem taşımaktadır. Türkiye cumhuriyeti ulus devleti, bu bölgedeki bin yıllık Türk egmenliğinin diğer temsilcileri olan Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalan bölgedeki ulus devletleri yeni bir bölgesel merkezi birliğe yönlendirmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin bugünkü yönetiminin başında olduğu devletin krucu iradesini temsil eden kurucu başkan Atatürk’ün izinden giderek ,yeni bir Balkan ve Sadabat paktları oluşumunu merkezi Devletler birliği çatısı altında oluşturması gerekmektedir .Ulus devletlerin tek başına büyük emperyal güçlere karşı güçlerinin yetmediği noktada komşuluk dayanışması içinde hareket etmeleri zorunludur . Balkan ve Sadabat paktları ile Türkiye ikinci dünya savaşına girmekten kurtulmuştur. Bugün İsrail’in zorladığı üçüncü dünya savaşına karşı benzeri bir dayanışma ve güvenlik ittifakına gereksinme vardır.
Bir hukukçu ve kamu hukuku uzmanı olarak ulus devletimiz için ne diyorsunuz?
Ulus devletimize saldırıların işbirlikçi ve mandacı çevrelerin Truva atı olarak hareket etmesiyle tırmandığı bu aşamada, Türk ulus devletinin tarihsel olarak ortaya çıkış sürecini iyi bilmek gerekmektedir Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuksal süreç içerisinde meydana gelmiş bir hukuk devletidir. Bu doğrultuda Türk devletinin hukuki dayanakları olan Amasya genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongresi kararları, Atatürk’ün Türkiye Büyük millet Meclisine ilk anayasa taslağı olarak sunduğu Halkçılık Programı, I921 Anayasası ve Lozan Antlaşması metinlerini bugün her Türk vatandaşının iyi bilmesi gerekmektedir. Bu hukuk belgeleri iyi hatırlanırsa Türkiye Cumhuriyeti ulus devletine yapılan saldırı ve eleştirilerin hepsinin haksız ve hukuk dışı olarak kalmağa mâhkum oldukları anlaşılacaktır. Türkiye Cumhuriyeti bugün bütün emperyal saldırılara karşı ayakta kalacak ve kendi ulus devlet modeli ile bütün Avrasya ülkeleri için hem merkez hem de model ülke olarak yön gösterecektir. Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün söylediği gibi bir ulus devlet olarak sonsuza kadar yaşamını sürdürecekti. Ben bu kitabım ile böylesine bir ulusal sürece katkıda bulunmağa çalıştım.
M.Yahya EFE röportaj
17 Ağustos 2018 Cuma
SÖYLEŞİ-RÖPORTAJ: "ORTA KORİDOR ORTA DÜNYA’YA KARŞI" Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN (ANAYURT GAZETESİ Ankara: 30.05.2017) -Çin’in başkenti PEKİN’de düzenlenen İpek Yolu forumunun sonuçları ne oldu?
ANKARA KALESİ
ORTA KORİDOR ORTA DÜNYA’YA KARŞI
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
ANAYURT GAZETESİ
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
ANAYURT GAZETESİ
Ankara: 30.05.2017
Soru I-Çin’in başkenti PEKİN’de düzenlenen İpek Yolu forumunun sonuçları ne oldu ?
Cevap -1-Yeni dünya düzeninin kurulması yolunda atılan adımlar içerisinde , Mayıs ayının tam ortasında ( OBOR - Kuşak ve Yol ) başlığı altında yapılan Pekin forumunun, içinde bulunulan aşamada önemi ve anlamı dünyanın geleceği açısından büyük olmuştur . Tarihsel İpek Yolu’nun çıkış noktası olan Çin ,geleceğe dönük önemli bir adım atmış ve 130 ülke ile 70 uluslararası kuruluşun katıldığı bir büyük dünya forumunu kendi başkentinde Yeni İpek Yolunun gerçekleştirme doğrultusunda başarıyla yapmıştır. Bu forumun sonunda 12 devlet ile ortaklık ve 9 ayrı uluslararası kuruluş ile işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır .Ayrıca , Çin30 ülke ile yeni ticaret antlaşmaları imzalarken Pasifik Okyanusundan Atlas Okyanusuna uzanan güzergahta bulunan 65 ülke ile de yeni protokollar imzalanmıştır . Çin Kalkınma Bankası ile Ticaret Bankasının ayrı ayrı projeye destek veren kredileri ile de , Yeni İpek Yolunun bir an önce bitmesi doğrultusunda önemli adımlar atılmıştır . Asya kıtasının doğu bölgesine sıkışmış ve dünya platformundan çok uzak kalan bir jeopolitik konuma sahip olan Çin’in, böylesine dev bir küresel projeye öncülük yapması , bir türlü değiştirilemeyen dünyanın geçmişten gelen yapısını büyük ölçüde değiştirecekmiş gibi görünmektedir .ABD ve batı dünyasının önde gelen büyük devletleri kendi aralarındaki anlaşmazlıklar ve çekişmeler nedeniyle bir türlü yeni bir dünya düzeni oluşturamazlarken , Çin gibi doğunun en büyük ülkesinin , bütün küresel düzeni yakından etkileyecek ve zamanla Çin merkezli yeni bir dünya düzenini gündeme getirecek önemli bir adım , Pekin’deki Yeni İpek Yolu Forumu ile atılmıştır . Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra çökmüş olan eski dünya düzeninin yerini alabilecek bir yeni küresel açılım Çin’in öncülüğü ile gündeme getirilmiştir .Giderek dünyanın bir numaralı ekonomik süper gücü konumuna gelen Çin’in ,yeni büyük dev ülke olarak kendi yolunu açacağı ve bunu geleceğe dönük olarak zorlayacağı son yıllardaki hızlı gelişmeler ile açığa çıkmıştır . Pekin zirvesi ile Çin bu duruma netlik kazandırarak , süper projenin altına imzasını atmıştır .
Soru 2- ABD-ÇİN arasında yaşanmakta olan en büyük olma yarışı bu durumda nasıl etkilenmektedir?
Cevap-2- I9.yüzyılın ikinci yarısında dünyaya açılan Amerika Birleşik Devletleri , iki büyük dünya savaşı sonrasında dünyanın en büyük siyasi gücü konumuna gelmiş ve 20. Yüzyılda insanlık bir Amerikan hegemonyasına teslim olmuştur.Bütün dünya ülkelerinden kendi ülkesine beyin göçünü düzenleyen ABD ,yerkürenin en güçlü ekonomisine ve devlet yapısına sahip olarak bir numara konumu ile dünyayı yönlendirmeye çaba göstermiştir . İngiltere’nin kurduğu düzeni devralan ABD, batı blokunun efendisi olarak yüzyılı aşkın bir süre süper güç konumunda olmuştur . İngiltere ile yan yana gelerek oluşturduğu Atlantik insiyatifi ile dünyanın bütün kıtaları üzerinde hegemonya oluşturan ABD , soğuk savaş sonrasında kendisinin merkezinde yer aldığı bir tek kutuplu dünya kurmak istemiş ama bunu bir türlü başaramamıştır . Küreselleşme döneminde çeyrek yüzyıl geride bırakılırken , ABD’nin ciddi bir iç kavgaya sürüklendiği , tekelci şirketlerin öncülüğünde bir küresel düzen kurulamadığı ve yeni ortaya çıkan büyük devletlerin kutuplaşmaların ötesinde bağımsız olarak dünya platformuna çıktıkları görülmektedir . Ayrıca Amerikan devletinin sınırları içinde üretim yapan büyük tekelci şirketlerin giderek Siyonist çizgiye sürüklenmesi yüzünden ,Amerikan ekonomisi zor durumlara düşmüş ve Siyonist lobiler şirketlerin desteği ile ABD’yi küçük İsrail’in çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye başlayınca, ABD gücünü yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır . Söz dinlemeyen Amerikalı şirketler ABD devleti ile ters düşünce fabrikalarını Çin’e taşıyarak Şangay Örgütü içinde yer almışlar ve böylece ABD’nin zayıflamasına yol açarak , Çin’in güçlenerek öne çıkmasının öncülüğünü yapmışlardır . Son yıllarda Çin’in ekonomik büyümesinin artması ve ABD’yi geri de bırakmasının ana nedeni ,Siyonist şirketlerin ABD’yi terk ederek Çin’e yerleşmeleri olmuştur
Soru-3-Atlantik emperyalizmi ile Çin arasındaki geleneksel soğuk savaş nasıl gelişmektedir ?
Cevap-3-İkinci dünya savaşı sonrasında Çin Mao’nun gerçekleştirdiği sosyalist bir ülke olarak kalkınma çabası içine girmişti .Uzun yıllar Afyon savaşı ile uyutulan dünyanın en kalabalık ülkesi , bugün küreselleşme aşaması ile beraber dünyanın önde gelen en büyük ekonomisine dönüşmektedir . Büyük İsraili dünyanın ortasında kurmak isteyen Siyonistler , 21.asırı bir Çin yüzyılına çevirerek yepyeni bir dünya düzeni kurabilmenin çabası içindedirler . Çin malları her geçen gün bütün dünya piyasalarında öne geçerken , Çin deniz ulaşımı yarışında çok gerilerde kalıyordu . İngiltere ve ABD gibi iki büyük deniz gücü denizlerde hegemonyalarını sürdürürken, Çin kıtalar arası ticarette çok gerilerde kalıyordu . Üretimde çok öne geçen Çin nakliyat sorununu çözemediği için ekonomik yarışta gerilerde kalıyordu .Eski İpek yolu İngiltere ve Fransa tarafından kesildiği için Çinliler orta dünya ve batı ülkelerine kara yolundan ulaşamıyorlardı . İşte şimdi yeni imzalanan İpek Yolu protokolü ile Çin’den başlayacak olan orta kuşak yol ve nakliyat hatları Çin ürünlerini birkaç günlük ulaşım sonrasında dünya pazarlarına getirebilecektir .Batı pazarlarına uzaklığı yüzünden ticari rekabet şansı yakalayamayan Çin , Orta Koridor yapılanması ile Pekin-Londra hattını açarak doğunun ürünlerini batılı ülkelerin piyasa üzerinden kullanımına sunabilecektir . İngiltere’nin ABD ile birlikte Atlantik ittifakı içinde hareket etmesi yüzünden, Çin’in Avrupa pazarlarında Londra’yı bırakarak Hamburg ve Venedik limanlarını Atlas okyanusuna çıkış kapısı olarak kullanabileceği ihtimalini öne çıkarmaktadır .OBOR adı verilen ve Orta Koridor olarak tanımlanan Yeni İpek Yolu’nun gerçekleştirilmesi ile ilgili toplantı ve protokollara ABD’nin öncülüğünde İngiltere ve Fransa ile birlikte Hindistan,Avustralya ve Yeni Zellanda gibi Asya ülkeleri de katılmayarak imzalamamışlardır . ABD-Çin arasındaki rekabette eski İngiliz sömürgeleri ile batıya yakın güçlerin Atlantik ittifakı ile ortak hareket ettikleri görülmektedir . Atlantik baskısını sürdüren ABD , Çin’in hegemonyası altındaki bir Avrasya koridoru antlaşmasına engel çıkarmaya çalıştığı açıkça ortaya çıkmıştır . Atlantikçi cephe Pasifik okyanusunu da kontrol altına almaya çalışırken , Avrasya koridorunda Çin’i yalnız bırakabilmenin arayışı içinde olmuştur .
Soru-4- Yeni İpek Yolu oluşumunda Rusya ile Çin arasında nasıl bir ilişki bulunuyor ?
Cevap-4-Pekin’den başlayan Orta Koridor’un önemli bir kısmı Rusya Federasyonu sınırları içinden geçmektedir .Bu durumda Rusya Avrasya koridoru oluşturulmasında ,Çin ile birlikte hareket etmekte ve bu doğrultuda Asya-Avrupa ülkelerinin bir araya gelmesinde Çin ile birlikte öncülük yapmaktadır . Çin gibi büyük bir kara devleti olan ve haritanın kuzey yarıküresine hapsolan Rusya , OBOR adı ile yapılmakta olan orta kuşak ve yol projesi ile kendi çıkarları açısından yakından ilgilenmektedir . Atlantik emperyalizminin Avrupalı emperyalistleri de yanına alarak Asya kıtasını ele geçirme girişimlerine karşı Rusya ile Çin bir araya gelerek karşı çıkmışlar ve bu doğrultuda bir Şangay İşbirliği Örgütü kurarak bütün Asya ülkelerini batı emperyalizminin doğu ülkelerini ele geçirmesine karşı direnmişlerdir .ABD,İngiltere ve Fransa gibi batılı emperyalistlerin yeni İpek Yolu projesini engellemelerine karşı Çin ve Rusya çok yönlü bir işbirliğine girerek , Asya kıtasının bağımsızlığının öncülüğünü yapmaya çalışmışlardır . Şangay Örgütü çatısı altında başlayan Çin-Rus işbirliği aynı zamanda orta koridorun kurularak işletmeye açılmasında da etkin bir biçimde devam etmiş ve iki büyük ülkeyi her açıdan batılı emperyalistlere karşı bir ortak direnişe sürüklemiştir .Rusya’nın öncülüğündeki Avrasya Ekonomik İşbirliği örgütünün batı pazarlarına ulaşmasında da , OBORprojesinin gelecekte önemli yeri olacaktır . Rusya’nın enerji kaynakları yeni Orta Koridor sayesinde batılı ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yaygın bir dağıtım ağına sahip olacaklardır .
Soru-5- Orta Koridor Orta Dünya’dan geçerken ne gibi gelişmeler gündeme gelecektir ?
Cevap-5-Pekin-Londra hattında geliştirilecek olan Yeni İpek Yolu Orta Dünya adı verilen merkezi coğrafyadan geçerken çeşitli sorunların ortaya çıkacağı görülmektedir . Güzergah üzerindeki bütün devletler yeni ticaret yolunun kendi ülkelerinden geçmesi için çalışırlarken , ABD ve batılı ülkeler böyle bir yaygın projenin gerçekleşmesini önleyebilmenin arayışı içine girmişlerdir .Birinci Dünya Savaşı sürecinde İngilizler Osmanlı topraklarına gelirkenmerkezi coğrafyaya Orta Doğu adını vererek kendi ülkelerini dünyanın tam ortası olarak ilan etmişlerdir .İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin sırtına binerek merkeze gelen Yahudiler’de iki bin yıl sonra yeniden bir Yahudi devleti kurarken , kutsal topraklara Orta Dünya adını takmışlardır .Merkezi coğrafya bir yüzyıllık dönem içerisinde Orta Doğu’dan Orta Dünyaya geçerken, emperyalist İngiltere ile Siyonist İsrail arasında bir çekişme yaşanmaktadır . Şimdi bu çekişmeye Orta Koridor projesi ile Çin’de girmekte ve Asya üzerinden Avrupa limanlarına ulaşacak bir orta koridorun güvenliği için merkezi coğrafyadaki gelişmeler ile batılı emperyal devletler gibi yakından ilgilenmek durumunda kalmaktadır .Şimdiye kadar Asya kıtasının en ucunda evrensel pazarlara uzak bir konumda varlığını sürdüren Çin’in yeni dönemde daha etkin bir konuma gelmek için mücadele ettiği göze çarpmaktadır . Orta Doğu sorunlarına bugüne kadar Asya’nın doğu kıyılarından bakmak durumunda kalan Çin , yeni dönemde kendisine bağlı bir Avrasya koridorunun yapımında , işletmesinde ve korunmasında etkin bir öncülük yapmak durumundadır . Bu nedenle de , Orta Dünya’da geçmişten gelen İngiltere ve Fransa ile , bugünkü İsrail ve ABD hegemonyalarını karşısına alacak bir yeni tutum içine girmektedir . Batı blokunun öncüsü olan ABD bu yüzden yıllar sonra yeniden Orta Doğu bölgesine gelerek ,bu bölgede İsrail’in bekası ile petrol kaynaklarının güvenliğinin yanı sıra ,Orta Koridor aracılığı ile merkeze gelen Çin hegemonyasına da karşı çıkmak durumundadır . Son zamanlarda ABD’nin Suriye savaşına daha aktif katılımı , bu doğrultuda bölgeye asker ve tank göndermesi tesadüf değil ,aksine Çin emperyalizminin merkezi coğrafyayı Orta Koridor aracılığı ile ele geçirmesini önlemek içindir . Bu nedenle , ABD yeni dönemde ,Çin’in Orta Doğu bölgesine gelmesini önlemek için kendi kontrolü altında doğunun cephe ülkesi konumundaki İran ile Türkiye’yi savaştırmaya çalıştığı görülmektedir .
Soru-6-Tam bu aşamada Nato’nun Suriye savaşına katılma kararı alması nasıl açıklanabilir ?
Cevap-6-İkinci dünya savaşı sonrasında İsrail’in güvenliğini tek başına sağlamaya çalışan ABD’nin bu işi artık batılı ülkelerin katılımı ile yapmak istediği anlaşılmaktadır . ABD tek başına küresel bir düzen kuramadığı için bir iç savaşa sürüklenmiştir .Hrıstıyan ve Yahudi lobileri Amerikan devleti içinde kavga eder hale gelmişlerdir . Siyonistler ile Evanjelikler , Anglo-Saksonlar ile Protestanlara karşı savaş açmışlardır . CİA ile FBİ karşı karşıya gelirken , ABD’nin tek başına dünyanın merkezinde bütün Asya ülkelerine karşı direnebilmesi pek mümkün görünmemektedir . Çin giderek hızlanan ekonomik büyümesi ile küreselleşme sürecinin yeni patronu konumuna gelirken , Avrasya ülkelerinden geçecek bir Orta Koridor ile Asya ve Avrupa ülkelerini kendi yanına doğru çekmektedir . Böyle bir durum gerçekleşirse o zaman Amerikan çağı bitecek , batının hegemonyası sona ererken Çin’in önderliğinde doğunun hegemonyası devreye girecektir . Küreselleşmenin yeni patronu Çin olurken , kendisinin merkezinde bulunduğu bir küresel düzen kuramayan Amerikan devleti iç çatışmalar yolu ile dağılma ve çökme çizgisine doğru sürüklenecektir . Daha şimdiden Teksas,Alaska ve Kaliforniya gibi bazı büyük eyaletlerin ABD’den ayrılmaya kalkışması Amerikan Federasyonunun sonunun geldiğini göstermektedir . Zor durumdaki ABD’ninNato gibi bir uluslararası güvenlik örgütünü merkezi alandaki gücünü korumak üzere devreye sokacağı giderek ortaya çıkmaktadır . Terör örgütlerine karşı batılı ülkelerin oluşturduğu koalisyona Nato’nun da katılma kararı alması , ABD ile birlikte bütün batılı ülkelerin Orta Dünya’daki hegemonya savaşına katılacaklarını göstermektedir . Ekonomik açıdan gerileyen ve birincilik ünvanını Çin’e kaptıran ABD , doğu gücü olarak Çin’in yükselişini n önünü kesmek için çaba gösterirken yalnız kalmamak üzere bütün Nato üyesi ülkelerin askerlerini batının merkezi egemenliği doğrultusunda kullanacağını belli etmektedir .
Soru-7-Avrupa Birliği Orta Koridor için nasıl hareket ediyor ?
Cevap-7-Çin’den başlayan İpek Yolları hem kara yolu hem de demiryolu olarak Avrupa kıtasının çeşitli ülkelerinin liman kentlerine ulaşacaktır . Hamburg,Amsterdam,,Lizbon,Marsilya ve Venedik gibi büyük limanlar önümüzdeki dönemde Çin mallarının depoları haline dönüştüğü zaman , Amerikan malları eskisi gibi kolayca Avrupa pazarlarına giremeyecektir . Çin ve ABD malları üzerinden başlayacak olan bir rekabetin zamanla yarışa dönmesi . sömürgecilik tarihinde zaman zaman görülmüş olan pazar ve piyasa savaşlarına dönüşebilecektir . Küresel patronların baskılarıyla kıtasal birliğe yönelmiş olan Avrupa ülkelerinin çoğunun iflas etmesi ve ekonomik durgunluğa sürüklenmeleri yüzünden Avrupa ülkelerine ulaştırılacak olan Yeni İpek Yolu koridorları , Avrupa açısından yeni bir umut olarak devreye girecektir . İngiltere zaman içinde Pekin koridorunun Londra’ya ulaşmasını kabül ederek ABD’den uzaklaşma görüntüsü vermektedir .Brexit sonrasında İngiltere ,daha farklı bir yapılanmaya doğru yönelirken küresel finans sisteminin daha etkin bir biçimde işletilmesini hedef almıştır .Avrupa Birliği içinde yer alan Doğu Avrupa ülkelerinden Polonya,Macaristan ,Bulgaristan ve Romanya gibi ülkeler Asya kökenli halkları nedeniyle Avrupa Birliğinden uzaklaşarak Çin merkezli bir Asya ya da Avrasya yapılanması içerisinde yer alabileceklerdir . Avrupa Birliğinin de zaman içinde dağılması yeni kamplaşmalar yaratacağı için , Çin merkezli bir Avrasya Koridoru Asya gibi Avrupa kıtasını da eskisinden çok farklı yeni bir sürece doğru sürükleyecektir . Orta koridor Çin mallarını kara yolu ile batı pazarlarına ulaştırırken , aynı zamanda Avrupa ülkelerinin üretimi olan malların aynı koridor üzerinden Asya pazarlarına ulaşmasını da sağlayacak ve böylece Avrupa ülkelerinin ABD’den uzaklaşarak Asya ülkeleri ile yakın ticari ilişkilere yönelmelerini sağlayacaktır . Yüzyıllarca dünyayı denizler üzerinden yönetmiş olan Atlantik emperyalizmi yeni dönemde eski gücünü kaybedecektir . Çin İpek Yolu ile birinci ekonomik güç konumuna gelirken , önü kesilen ABD bugünkü konumunu elinden kaçıracaktır . İpek Yolu ile yeniden kara ticaret yolları öne çıkarken , deniz ticaret yolları önemini yitirerek dünya denizlerindeki ABD ve İngiliz hegemonyasının sona erdiği bir döneme girilecektir .
Soru-8- Orta Dünya’da Orta Koridor başarılı olabilecek mi ?
Cevap-8-Orta Koridor olarak devreye girecek olan Yeni İpek Yolunun başarılı bir biçimde işlemesi bölge devletlerinin bu projeye sahip çıkmaları ile mümkün olabilecektir . Orta Koridor sayesinde Avrasya ülkeleri bir bütünleşmeye doğru giderken Amerika Birleşik Devletlerinin ticareti fazlasıyla gerileyecektir . İşte bu nedenle ABD yenilgiyi önlemek ve Avrasya ülkelerinin bütünüyle Çin’in kontrolü altına girmesini önlemek doğrultusunda Orta Dünya’ya gelerek savaşmaya çalışacaktır . Bu nedenle , uluslararası terör örgütleri emperyal devletlerin istihbarat kuruluşları tarafından azdırılmakta ve bütün Asya ülkelerinin Atlantik emperyalizmi ve Siyonizm ittifakının hükümranlığı altına girmesini sağlayacak bir üçüncü dünya savaşı çıkartılmaya çalışılmaktadır . Böylesine bir savaş çıkartılırsa o zaman yeniden Atlantik güçleri ile Siyonistlerin dünyaya egemen olacaklardır.
Soru I-Çin’in başkenti PEKİN’de düzenlenen İpek Yolu forumunun sonuçları ne oldu ?
Cevap -1-Yeni dünya düzeninin kurulması yolunda atılan adımlar içerisinde , Mayıs ayının tam ortasında ( OBOR - Kuşak ve Yol ) başlığı altında yapılan Pekin forumunun, içinde bulunulan aşamada önemi ve anlamı dünyanın geleceği açısından büyük olmuştur . Tarihsel İpek Yolu’nun çıkış noktası olan Çin ,geleceğe dönük önemli bir adım atmış ve 130 ülke ile 70 uluslararası kuruluşun katıldığı bir büyük dünya forumunu kendi başkentinde Yeni İpek Yolunun gerçekleştirme doğrultusunda başarıyla yapmıştır. Bu forumun sonunda 12 devlet ile ortaklık ve 9 ayrı uluslararası kuruluş ile işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır .Ayrıca , Çin30 ülke ile yeni ticaret antlaşmaları imzalarken Pasifik Okyanusundan Atlas Okyanusuna uzanan güzergahta bulunan 65 ülke ile de yeni protokollar imzalanmıştır . Çin Kalkınma Bankası ile Ticaret Bankasının ayrı ayrı projeye destek veren kredileri ile de , Yeni İpek Yolunun bir an önce bitmesi doğrultusunda önemli adımlar atılmıştır . Asya kıtasının doğu bölgesine sıkışmış ve dünya platformundan çok uzak kalan bir jeopolitik konuma sahip olan Çin’in, böylesine dev bir küresel projeye öncülük yapması , bir türlü değiştirilemeyen dünyanın geçmişten gelen yapısını büyük ölçüde değiştirecekmiş gibi görünmektedir .ABD ve batı dünyasının önde gelen büyük devletleri kendi aralarındaki anlaşmazlıklar ve çekişmeler nedeniyle bir türlü yeni bir dünya düzeni oluşturamazlarken , Çin gibi doğunun en büyük ülkesinin , bütün küresel düzeni yakından etkileyecek ve zamanla Çin merkezli yeni bir dünya düzenini gündeme getirecek önemli bir adım , Pekin’deki Yeni İpek Yolu Forumu ile atılmıştır . Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra çökmüş olan eski dünya düzeninin yerini alabilecek bir yeni küresel açılım Çin’in öncülüğü ile gündeme getirilmiştir .Giderek dünyanın bir numaralı ekonomik süper gücü konumuna gelen Çin’in ,yeni büyük dev ülke olarak kendi yolunu açacağı ve bunu geleceğe dönük olarak zorlayacağı son yıllardaki hızlı gelişmeler ile açığa çıkmıştır . Pekin zirvesi ile Çin bu duruma netlik kazandırarak , süper projenin altına imzasını atmıştır .
Soru 2- ABD-ÇİN arasında yaşanmakta olan en büyük olma yarışı bu durumda nasıl etkilenmektedir?
Cevap-2- I9.yüzyılın ikinci yarısında dünyaya açılan Amerika Birleşik Devletleri , iki büyük dünya savaşı sonrasında dünyanın en büyük siyasi gücü konumuna gelmiş ve 20. Yüzyılda insanlık bir Amerikan hegemonyasına teslim olmuştur.Bütün dünya ülkelerinden kendi ülkesine beyin göçünü düzenleyen ABD ,yerkürenin en güçlü ekonomisine ve devlet yapısına sahip olarak bir numara konumu ile dünyayı yönlendirmeye çaba göstermiştir . İngiltere’nin kurduğu düzeni devralan ABD, batı blokunun efendisi olarak yüzyılı aşkın bir süre süper güç konumunda olmuştur . İngiltere ile yan yana gelerek oluşturduğu Atlantik insiyatifi ile dünyanın bütün kıtaları üzerinde hegemonya oluşturan ABD , soğuk savaş sonrasında kendisinin merkezinde yer aldığı bir tek kutuplu dünya kurmak istemiş ama bunu bir türlü başaramamıştır . Küreselleşme döneminde çeyrek yüzyıl geride bırakılırken , ABD’nin ciddi bir iç kavgaya sürüklendiği , tekelci şirketlerin öncülüğünde bir küresel düzen kurulamadığı ve yeni ortaya çıkan büyük devletlerin kutuplaşmaların ötesinde bağımsız olarak dünya platformuna çıktıkları görülmektedir . Ayrıca Amerikan devletinin sınırları içinde üretim yapan büyük tekelci şirketlerin giderek Siyonist çizgiye sürüklenmesi yüzünden ,Amerikan ekonomisi zor durumlara düşmüş ve Siyonist lobiler şirketlerin desteği ile ABD’yi küçük İsrail’in çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye başlayınca, ABD gücünü yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır . Söz dinlemeyen Amerikalı şirketler ABD devleti ile ters düşünce fabrikalarını Çin’e taşıyarak Şangay Örgütü içinde yer almışlar ve böylece ABD’nin zayıflamasına yol açarak , Çin’in güçlenerek öne çıkmasının öncülüğünü yapmışlardır . Son yıllarda Çin’in ekonomik büyümesinin artması ve ABD’yi geri de bırakmasının ana nedeni ,Siyonist şirketlerin ABD’yi terk ederek Çin’e yerleşmeleri olmuştur
Soru-3-Atlantik emperyalizmi ile Çin arasındaki geleneksel soğuk savaş nasıl gelişmektedir ?
Cevap-3-İkinci dünya savaşı sonrasında Çin Mao’nun gerçekleştirdiği sosyalist bir ülke olarak kalkınma çabası içine girmişti .Uzun yıllar Afyon savaşı ile uyutulan dünyanın en kalabalık ülkesi , bugün küreselleşme aşaması ile beraber dünyanın önde gelen en büyük ekonomisine dönüşmektedir . Büyük İsraili dünyanın ortasında kurmak isteyen Siyonistler , 21.asırı bir Çin yüzyılına çevirerek yepyeni bir dünya düzeni kurabilmenin çabası içindedirler . Çin malları her geçen gün bütün dünya piyasalarında öne geçerken , Çin deniz ulaşımı yarışında çok gerilerde kalıyordu . İngiltere ve ABD gibi iki büyük deniz gücü denizlerde hegemonyalarını sürdürürken, Çin kıtalar arası ticarette çok gerilerde kalıyordu . Üretimde çok öne geçen Çin nakliyat sorununu çözemediği için ekonomik yarışta gerilerde kalıyordu .Eski İpek yolu İngiltere ve Fransa tarafından kesildiği için Çinliler orta dünya ve batı ülkelerine kara yolundan ulaşamıyorlardı . İşte şimdi yeni imzalanan İpek Yolu protokolü ile Çin’den başlayacak olan orta kuşak yol ve nakliyat hatları Çin ürünlerini birkaç günlük ulaşım sonrasında dünya pazarlarına getirebilecektir .Batı pazarlarına uzaklığı yüzünden ticari rekabet şansı yakalayamayan Çin , Orta Koridor yapılanması ile Pekin-Londra hattını açarak doğunun ürünlerini batılı ülkelerin piyasa üzerinden kullanımına sunabilecektir . İngiltere’nin ABD ile birlikte Atlantik ittifakı içinde hareket etmesi yüzünden, Çin’in Avrupa pazarlarında Londra’yı bırakarak Hamburg ve Venedik limanlarını Atlas okyanusuna çıkış kapısı olarak kullanabileceği ihtimalini öne çıkarmaktadır .OBOR adı verilen ve Orta Koridor olarak tanımlanan Yeni İpek Yolu’nun gerçekleştirilmesi ile ilgili toplantı ve protokollara ABD’nin öncülüğünde İngiltere ve Fransa ile birlikte Hindistan,Avustralya ve Yeni Zellanda gibi Asya ülkeleri de katılmayarak imzalamamışlardır . ABD-Çin arasındaki rekabette eski İngiliz sömürgeleri ile batıya yakın güçlerin Atlantik ittifakı ile ortak hareket ettikleri görülmektedir . Atlantik baskısını sürdüren ABD , Çin’in hegemonyası altındaki bir Avrasya koridoru antlaşmasına engel çıkarmaya çalıştığı açıkça ortaya çıkmıştır . Atlantikçi cephe Pasifik okyanusunu da kontrol altına almaya çalışırken , Avrasya koridorunda Çin’i yalnız bırakabilmenin arayışı içinde olmuştur .
Soru-4- Yeni İpek Yolu oluşumunda Rusya ile Çin arasında nasıl bir ilişki bulunuyor ?
Cevap-4-Pekin’den başlayan Orta Koridor’un önemli bir kısmı Rusya Federasyonu sınırları içinden geçmektedir .Bu durumda Rusya Avrasya koridoru oluşturulmasında ,Çin ile birlikte hareket etmekte ve bu doğrultuda Asya-Avrupa ülkelerinin bir araya gelmesinde Çin ile birlikte öncülük yapmaktadır . Çin gibi büyük bir kara devleti olan ve haritanın kuzey yarıküresine hapsolan Rusya , OBOR adı ile yapılmakta olan orta kuşak ve yol projesi ile kendi çıkarları açısından yakından ilgilenmektedir . Atlantik emperyalizminin Avrupalı emperyalistleri de yanına alarak Asya kıtasını ele geçirme girişimlerine karşı Rusya ile Çin bir araya gelerek karşı çıkmışlar ve bu doğrultuda bir Şangay İşbirliği Örgütü kurarak bütün Asya ülkelerini batı emperyalizminin doğu ülkelerini ele geçirmesine karşı direnmişlerdir .ABD,İngiltere ve Fransa gibi batılı emperyalistlerin yeni İpek Yolu projesini engellemelerine karşı Çin ve Rusya çok yönlü bir işbirliğine girerek , Asya kıtasının bağımsızlığının öncülüğünü yapmaya çalışmışlardır . Şangay Örgütü çatısı altında başlayan Çin-Rus işbirliği aynı zamanda orta koridorun kurularak işletmeye açılmasında da etkin bir biçimde devam etmiş ve iki büyük ülkeyi her açıdan batılı emperyalistlere karşı bir ortak direnişe sürüklemiştir .Rusya’nın öncülüğündeki Avrasya Ekonomik İşbirliği örgütünün batı pazarlarına ulaşmasında da , OBORprojesinin gelecekte önemli yeri olacaktır . Rusya’nın enerji kaynakları yeni Orta Koridor sayesinde batılı ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yaygın bir dağıtım ağına sahip olacaklardır .
Soru-5- Orta Koridor Orta Dünya’dan geçerken ne gibi gelişmeler gündeme gelecektir ?
Cevap-5-Pekin-Londra hattında geliştirilecek olan Yeni İpek Yolu Orta Dünya adı verilen merkezi coğrafyadan geçerken çeşitli sorunların ortaya çıkacağı görülmektedir . Güzergah üzerindeki bütün devletler yeni ticaret yolunun kendi ülkelerinden geçmesi için çalışırlarken , ABD ve batılı ülkeler böyle bir yaygın projenin gerçekleşmesini önleyebilmenin arayışı içine girmişlerdir .Birinci Dünya Savaşı sürecinde İngilizler Osmanlı topraklarına gelirkenmerkezi coğrafyaya Orta Doğu adını vererek kendi ülkelerini dünyanın tam ortası olarak ilan etmişlerdir .İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin sırtına binerek merkeze gelen Yahudiler’de iki bin yıl sonra yeniden bir Yahudi devleti kurarken , kutsal topraklara Orta Dünya adını takmışlardır .Merkezi coğrafya bir yüzyıllık dönem içerisinde Orta Doğu’dan Orta Dünyaya geçerken, emperyalist İngiltere ile Siyonist İsrail arasında bir çekişme yaşanmaktadır . Şimdi bu çekişmeye Orta Koridor projesi ile Çin’de girmekte ve Asya üzerinden Avrupa limanlarına ulaşacak bir orta koridorun güvenliği için merkezi coğrafyadaki gelişmeler ile batılı emperyal devletler gibi yakından ilgilenmek durumunda kalmaktadır .Şimdiye kadar Asya kıtasının en ucunda evrensel pazarlara uzak bir konumda varlığını sürdüren Çin’in yeni dönemde daha etkin bir konuma gelmek için mücadele ettiği göze çarpmaktadır . Orta Doğu sorunlarına bugüne kadar Asya’nın doğu kıyılarından bakmak durumunda kalan Çin , yeni dönemde kendisine bağlı bir Avrasya koridorunun yapımında , işletmesinde ve korunmasında etkin bir öncülük yapmak durumundadır . Bu nedenle de , Orta Dünya’da geçmişten gelen İngiltere ve Fransa ile , bugünkü İsrail ve ABD hegemonyalarını karşısına alacak bir yeni tutum içine girmektedir . Batı blokunun öncüsü olan ABD bu yüzden yıllar sonra yeniden Orta Doğu bölgesine gelerek ,bu bölgede İsrail’in bekası ile petrol kaynaklarının güvenliğinin yanı sıra ,Orta Koridor aracılığı ile merkeze gelen Çin hegemonyasına da karşı çıkmak durumundadır . Son zamanlarda ABD’nin Suriye savaşına daha aktif katılımı , bu doğrultuda bölgeye asker ve tank göndermesi tesadüf değil ,aksine Çin emperyalizminin merkezi coğrafyayı Orta Koridor aracılığı ile ele geçirmesini önlemek içindir . Bu nedenle , ABD yeni dönemde ,Çin’in Orta Doğu bölgesine gelmesini önlemek için kendi kontrolü altında doğunun cephe ülkesi konumundaki İran ile Türkiye’yi savaştırmaya çalıştığı görülmektedir .
Soru-6-Tam bu aşamada Nato’nun Suriye savaşına katılma kararı alması nasıl açıklanabilir ?
Cevap-6-İkinci dünya savaşı sonrasında İsrail’in güvenliğini tek başına sağlamaya çalışan ABD’nin bu işi artık batılı ülkelerin katılımı ile yapmak istediği anlaşılmaktadır . ABD tek başına küresel bir düzen kuramadığı için bir iç savaşa sürüklenmiştir .Hrıstıyan ve Yahudi lobileri Amerikan devleti içinde kavga eder hale gelmişlerdir . Siyonistler ile Evanjelikler , Anglo-Saksonlar ile Protestanlara karşı savaş açmışlardır . CİA ile FBİ karşı karşıya gelirken , ABD’nin tek başına dünyanın merkezinde bütün Asya ülkelerine karşı direnebilmesi pek mümkün görünmemektedir . Çin giderek hızlanan ekonomik büyümesi ile küreselleşme sürecinin yeni patronu konumuna gelirken , Avrasya ülkelerinden geçecek bir Orta Koridor ile Asya ve Avrupa ülkelerini kendi yanına doğru çekmektedir . Böyle bir durum gerçekleşirse o zaman Amerikan çağı bitecek , batının hegemonyası sona ererken Çin’in önderliğinde doğunun hegemonyası devreye girecektir . Küreselleşmenin yeni patronu Çin olurken , kendisinin merkezinde bulunduğu bir küresel düzen kuramayan Amerikan devleti iç çatışmalar yolu ile dağılma ve çökme çizgisine doğru sürüklenecektir . Daha şimdiden Teksas,Alaska ve Kaliforniya gibi bazı büyük eyaletlerin ABD’den ayrılmaya kalkışması Amerikan Federasyonunun sonunun geldiğini göstermektedir . Zor durumdaki ABD’ninNato gibi bir uluslararası güvenlik örgütünü merkezi alandaki gücünü korumak üzere devreye sokacağı giderek ortaya çıkmaktadır . Terör örgütlerine karşı batılı ülkelerin oluşturduğu koalisyona Nato’nun da katılma kararı alması , ABD ile birlikte bütün batılı ülkelerin Orta Dünya’daki hegemonya savaşına katılacaklarını göstermektedir . Ekonomik açıdan gerileyen ve birincilik ünvanını Çin’e kaptıran ABD , doğu gücü olarak Çin’in yükselişini n önünü kesmek için çaba gösterirken yalnız kalmamak üzere bütün Nato üyesi ülkelerin askerlerini batının merkezi egemenliği doğrultusunda kullanacağını belli etmektedir .
Soru-7-Avrupa Birliği Orta Koridor için nasıl hareket ediyor ?
Cevap-7-Çin’den başlayan İpek Yolları hem kara yolu hem de demiryolu olarak Avrupa kıtasının çeşitli ülkelerinin liman kentlerine ulaşacaktır . Hamburg,Amsterdam,,Lizbon,Marsilya ve Venedik gibi büyük limanlar önümüzdeki dönemde Çin mallarının depoları haline dönüştüğü zaman , Amerikan malları eskisi gibi kolayca Avrupa pazarlarına giremeyecektir . Çin ve ABD malları üzerinden başlayacak olan bir rekabetin zamanla yarışa dönmesi . sömürgecilik tarihinde zaman zaman görülmüş olan pazar ve piyasa savaşlarına dönüşebilecektir . Küresel patronların baskılarıyla kıtasal birliğe yönelmiş olan Avrupa ülkelerinin çoğunun iflas etmesi ve ekonomik durgunluğa sürüklenmeleri yüzünden Avrupa ülkelerine ulaştırılacak olan Yeni İpek Yolu koridorları , Avrupa açısından yeni bir umut olarak devreye girecektir . İngiltere zaman içinde Pekin koridorunun Londra’ya ulaşmasını kabül ederek ABD’den uzaklaşma görüntüsü vermektedir .Brexit sonrasında İngiltere ,daha farklı bir yapılanmaya doğru yönelirken küresel finans sisteminin daha etkin bir biçimde işletilmesini hedef almıştır .Avrupa Birliği içinde yer alan Doğu Avrupa ülkelerinden Polonya,Macaristan ,Bulgaristan ve Romanya gibi ülkeler Asya kökenli halkları nedeniyle Avrupa Birliğinden uzaklaşarak Çin merkezli bir Asya ya da Avrasya yapılanması içerisinde yer alabileceklerdir . Avrupa Birliğinin de zaman içinde dağılması yeni kamplaşmalar yaratacağı için , Çin merkezli bir Avrasya Koridoru Asya gibi Avrupa kıtasını da eskisinden çok farklı yeni bir sürece doğru sürükleyecektir . Orta koridor Çin mallarını kara yolu ile batı pazarlarına ulaştırırken , aynı zamanda Avrupa ülkelerinin üretimi olan malların aynı koridor üzerinden Asya pazarlarına ulaşmasını da sağlayacak ve böylece Avrupa ülkelerinin ABD’den uzaklaşarak Asya ülkeleri ile yakın ticari ilişkilere yönelmelerini sağlayacaktır . Yüzyıllarca dünyayı denizler üzerinden yönetmiş olan Atlantik emperyalizmi yeni dönemde eski gücünü kaybedecektir . Çin İpek Yolu ile birinci ekonomik güç konumuna gelirken , önü kesilen ABD bugünkü konumunu elinden kaçıracaktır . İpek Yolu ile yeniden kara ticaret yolları öne çıkarken , deniz ticaret yolları önemini yitirerek dünya denizlerindeki ABD ve İngiliz hegemonyasının sona erdiği bir döneme girilecektir .
Soru-8- Orta Dünya’da Orta Koridor başarılı olabilecek mi ?
Cevap-8-Orta Koridor olarak devreye girecek olan Yeni İpek Yolunun başarılı bir biçimde işlemesi bölge devletlerinin bu projeye sahip çıkmaları ile mümkün olabilecektir . Orta Koridor sayesinde Avrasya ülkeleri bir bütünleşmeye doğru giderken Amerika Birleşik Devletlerinin ticareti fazlasıyla gerileyecektir . İşte bu nedenle ABD yenilgiyi önlemek ve Avrasya ülkelerinin bütünüyle Çin’in kontrolü altına girmesini önlemek doğrultusunda Orta Dünya’ya gelerek savaşmaya çalışacaktır . Bu nedenle , uluslararası terör örgütleri emperyal devletlerin istihbarat kuruluşları tarafından azdırılmakta ve bütün Asya ülkelerinin Atlantik emperyalizmi ve Siyonizm ittifakının hükümranlığı altına girmesini sağlayacak bir üçüncü dünya savaşı çıkartılmaya çalışılmaktadır . Böylesine bir savaş çıkartılırsa o zaman yeniden Atlantik güçleri ile Siyonistlerin dünyaya egemen olacaklardır.
Trump müttefiklerini düşman ilan etti. "Prof. Dr. Anıl Çeçen" ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslar arası durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi “Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti” diye değerlendirdi. (Anayurt Gazetesi, Röportaj:Tamer Arda ERŞİN-16 Ağustos 2018)
Trump müttefiklerini düşman ilan etti...
Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslar arası durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi “Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti” diye değerlendirdi.
ANKARA- Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslararası durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.ABD ve Türkiye arasında gerilim döviz kurunu yükseltmeye başladı. Ortadoğu'daki savaşlar devam ediyor. Türkiye'nin uluslar arası ilişkilerdeki konumu tartışmalı. Anayurt Gazetesi'ne değerlendirmelerde bulanan Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi "Sadece iki ülke arasındaki çekişme değil. Uluslararası konjonktürde ABD'nin gelmiş olduğu yeni durum dünyaya farklı yansımalar getirdikçe ABD sadece Türkiye ile değil bütün dünya ülkeleriyle karşı karşıya geldi. Trump, Putin ile görüşmeye giderken 'Avrupa ülkeleri benim düşmanım' dedi. Halbuki bunlar İkinci Dünya Savaşı'ndan buyana NATO ittifakı içerisindeler. Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti. Yani ABD'nin dünyadaki konumu değişirken, Türkiye'deki konumu da değişiyor" diye yorumladı.
Dolar normal koşullarda bu durumda olmamalı.
Çeçen, döviz kurlarının artmasının Türkiye'nin iç koşulları nedeniyle olmadığına dikkat çekerek, "Yükselme tamamen uluslararası konjonktürde gelinen yeni aşamanın yansıması. Dolar normal koşullarda bu durumda olmamalı. Trump Avrupa'yı kendisine düşman ettikçe, Avrupa ülkeleri başta İngiltere ve Fransa gibi eski sömürgeci devletler ABD doları üstünlüğüne dayanan para sisteminin devam etmesini bugün kabul etmiyor. Buna açıktan karşı çıkmıyorlar ama Türkiye'de bu yükselişi uzaktan yönlendirerek, ABD'ye mesaj vermeye çalışıyorlar" diye konuştu.
"Suriye savaşını çıkaran ülke İsrail'dir"
ANKARA- Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslararası durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.ABD ve Türkiye arasında gerilim döviz kurunu yükseltmeye başladı. Ortadoğu'daki savaşlar devam ediyor. Türkiye'nin uluslar arası ilişkilerdeki konumu tartışmalı. Anayurt Gazetesi'ne değerlendirmelerde bulanan Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi "Sadece iki ülke arasındaki çekişme değil. Uluslararası konjonktürde ABD'nin gelmiş olduğu yeni durum dünyaya farklı yansımalar getirdikçe ABD sadece Türkiye ile değil bütün dünya ülkeleriyle karşı karşıya geldi. Trump, Putin ile görüşmeye giderken 'Avrupa ülkeleri benim düşmanım' dedi. Halbuki bunlar İkinci Dünya Savaşı'ndan buyana NATO ittifakı içerisindeler. Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti. Yani ABD'nin dünyadaki konumu değişirken, Türkiye'deki konumu da değişiyor" diye yorumladı.
Dolar normal koşullarda bu durumda olmamalı.
Çeçen, döviz kurlarının artmasının Türkiye'nin iç koşulları nedeniyle olmadığına dikkat çekerek, "Yükselme tamamen uluslararası konjonktürde gelinen yeni aşamanın yansıması. Dolar normal koşullarda bu durumda olmamalı. Trump Avrupa'yı kendisine düşman ettikçe, Avrupa ülkeleri başta İngiltere ve Fransa gibi eski sömürgeci devletler ABD doları üstünlüğüne dayanan para sisteminin devam etmesini bugün kabul etmiyor. Buna açıktan karşı çıkmıyorlar ama Türkiye'de bu yükselişi uzaktan yönlendirerek, ABD'ye mesaj vermeye çalışıyorlar" diye konuştu.
"Suriye savaşını çıkaran ülke İsrail'dir"
Çeçen Ortadoğu'da süren savaşlar ve karışıklıklarla ilgili de değerlendirme yaptı. "Suriye savaşını çıkaran ülke İsrail'dir" diye vurgulayan Çeçen, "Suriye'deki savaşta devletler savaşmıyor. Burada emperyalizm ve siyonizm oradaki terör örgütlerini kullanıyorlar. PKK ve PYD'nin arkasında ABD desteğini görüyoruz. Bu coğrafyada İsrail bölgeye egemen olmak için bölge devletlerini parçalayacak şekilde terör örgütlerini kullanıyor. Türkiye de terör örgütlerinin baskısı altına alınmaya çalışıyor" yorumunda bulundu.
'TÜRKİYE YOLUNA DEVAM EDİYOR'
Çeçen dünyanın çok kutuplu bir dünyaya doğru dönüştüğünü belirterek, "Dünya batı hegemonyasından uzaklaşmakta. Bakın Çin'in önderliğinde Asya ülkeleri Şangay İş Birliği Örgütü gündeme getirdiler. Ayrıca Batı'nın politikalarına karşı çıkan Brezilya, Hindistan, Çin, Rusya'nın beraberinde kurduğu BRICS ittifakı da bu doğrultuda yeni bir alternatif olarak çıktı. Hatırlayın BRICS'in son genel kuruluna Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldı. Türkiye'nin batı dışında diğer dünya ülkeleriyle yakınlaşması gündeme geldi. Batı eskisi gibi tek merkez olmaktan çıktı. Onun hegemonyasına karşı yeni alternatifler gündeme geldi. Türkiye'de bu yeni oluşumları değerlendirerek, yoluna devam etme çabaları sarf ediyor" dedi.
'TÜRK HALKININ İRADESİ DOĞRUTUSUNDA'
Uluslar arası arenadaki karışıklığa karşı Türkiye'deki iktidara ve muhalefete tavsiyelerde bulunan Çeçen, şunları söyledi: "Sakın ola emperyalizmin çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilmek istenen iç çatışma konularına alet olmasınlar. İktidarın daha hoşgörülü ve anlayışlı olması gerekir. Muhalefetin de iktidara neden gelemediklerini ve halk kitlelerinden nasıl oy alacaklarını, kendilerini nasıl yenilemeleri gerektiği konusunu tartışması gerekir. Önümüzdeki dönemde iç savaş ya da bölge savaşlarına alet olmamak için demokrasinin işlemesi gerekir. Seçimler yoluyla da iktidar değişikliği sağlanarak, bir alternatif iktidarın iş başına gelmesi sağlanmalıdır. İşte o zaman Türkiye'de demokrasi kurumsallaşır, tek adam rejimi üzerinden bizi bölgesel projelere yönlendirmek isteyen güç merkezlerinin girişimlerine karşı Türk halkının iradesi doğrultusunda devlet içi dengelere fırsat yaratılacaktır." (ANAYURT, Ankara-16.08.2018, Röportaj: Tamer Arda ERŞİN)
'TÜRKİYE YOLUNA DEVAM EDİYOR'
Çeçen dünyanın çok kutuplu bir dünyaya doğru dönüştüğünü belirterek, "Dünya batı hegemonyasından uzaklaşmakta. Bakın Çin'in önderliğinde Asya ülkeleri Şangay İş Birliği Örgütü gündeme getirdiler. Ayrıca Batı'nın politikalarına karşı çıkan Brezilya, Hindistan, Çin, Rusya'nın beraberinde kurduğu BRICS ittifakı da bu doğrultuda yeni bir alternatif olarak çıktı. Hatırlayın BRICS'in son genel kuruluna Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldı. Türkiye'nin batı dışında diğer dünya ülkeleriyle yakınlaşması gündeme geldi. Batı eskisi gibi tek merkez olmaktan çıktı. Onun hegemonyasına karşı yeni alternatifler gündeme geldi. Türkiye'de bu yeni oluşumları değerlendirerek, yoluna devam etme çabaları sarf ediyor" dedi.
'TÜRK HALKININ İRADESİ DOĞRUTUSUNDA'
Uluslar arası arenadaki karışıklığa karşı Türkiye'deki iktidara ve muhalefete tavsiyelerde bulunan Çeçen, şunları söyledi: "Sakın ola emperyalizmin çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilmek istenen iç çatışma konularına alet olmasınlar. İktidarın daha hoşgörülü ve anlayışlı olması gerekir. Muhalefetin de iktidara neden gelemediklerini ve halk kitlelerinden nasıl oy alacaklarını, kendilerini nasıl yenilemeleri gerektiği konusunu tartışması gerekir. Önümüzdeki dönemde iç savaş ya da bölge savaşlarına alet olmamak için demokrasinin işlemesi gerekir. Seçimler yoluyla da iktidar değişikliği sağlanarak, bir alternatif iktidarın iş başına gelmesi sağlanmalıdır. İşte o zaman Türkiye'de demokrasi kurumsallaşır, tek adam rejimi üzerinden bizi bölgesel projelere yönlendirmek isteyen güç merkezlerinin girişimlerine karşı Türk halkının iradesi doğrultusunda devlet içi dengelere fırsat yaratılacaktır." (ANAYURT, Ankara-16.08.2018, Röportaj: Tamer Arda ERŞİN)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















