Ulus Devlet-Türkiye Cumhuriyeti
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN’in geçen ay içinde “ULUS DEVLET - TÜRKİYE CUMHURİYETİ” adını taşıyan son kitabı yayınlandı.
Bu kitabı üzerine yazar bilim adamı Çeçen ile şu görüşmeyi yaptık. Ankara üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN’in geçen ay içinde “ULUS DEVLET - TÜRKİYE CUMHURİYETİ” adını taşıyan son kitabı yayınlandı. Bu kitabı üzerine yazar bilim adamı Çeçen ile şu görüşmeyi yaptık.
Sayın Çeçen neden böyle bir kitap yazmağa gerek gördünüz?
Sayın Efe, son yıllarda giderek küresel bir saldırıya dönüşen emperyalizmin ulus devletleri hedef alması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Ulus devletini ele alan ve bu siyasal yapılanmanın bugünün koşulları açısından bütünsel bir değerlendirmesini yapan bir kitap olarak çalışmamı hazırladım. Kitap incelendiğinde görülecektir k, tarihsel süreç içerisinde Türklerin bu topraklarda ulus devlet kurmaları konusunda haklı nedenleri bulunmaktadır. Türklerin ulus devlet kurmalarını sanki suçmuş gibi yansıtan emperyalizm işbirlikçisi ve mandacı federasyoncu bir saldırı kampanyasına karşı, Türkiye Cumhuriyeti ulus devletini kurmanın haklı nedenlerinin bu günkü Cumhuriyet kuşaklarına anlatılması gerekiyordu. Kitabımın böylesine bir misyonu bulunmaktadır.
Ulus devletler yıkılacak mı?
Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra başlamış olan küresel sermaye ve ulus devletler savaşını yirmi yıl sonra ulus devletler kazanmıştır. Küresel sermaye bütün dünyaya egemen olabilmek için bu doğrultuda ekonomik alanı sınırlayan ulus devletleri ortadan kaldırmayı planlıyordu. Esas hedef şirketler büyürken devletlerin küçültülmesiydi. Bu doğrultuda Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi federasyonlar parçalanmış, Irak ve Afganistan gibi ülkelere askeri saldırılar ve bölücü savaşlar zorla dışarıdan dayatılmıştı. Şirketler tekelleşerek büyürken, devletlerin eyaletlere bölünerek küçültülmesi planlanmıştır. Bu sonucun elde edilmesi için uluslar düşman ilan edilmiş, etnik kimlikler insan hakları adına desteklenerek ulusal yapılar parçalanarak etnik küçük devletçikler olarak geleceğin eyalet devletleri yaratılmak istenmiştir. Bu doğrultuda Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti ulus devletine ciddi bir küresel saldırı planı küresel sermaye destekli olarak medya üzerinden yürütülmüştür. Ne var ki aradan geçen yirmi yıllık süre içerisinde bu planlar başarısız kalmış ve ulus devletler ayakta kalarak, küresel sermayenin tekelci şirketler aracılığı ile medya üzerinden yürüttüğü saldırı kampanyaları sonuç vermemiştir. Bu nedenle, küresel emperyalizm savaşı kaybetmiş ve ulus devletler bu savaştan kendilerini savunarak ve güçlenerek galip çıkmışlardır. Türkiye cumhuriyetinin bugün dimdik ayakta kalması da bu ulus devlet zaferini açıkça ortaya koymaktadır.
Küresel sermaye emperyalizmi yenilgiyi kabul edecek mi?
Küresel sermayeyi ırkçı bir yaklaşım ile elinde tutan siyonist lobiler, kendi inançları doğrultusunda dünyanın merkezini ele geçirebilmek üzere Büyük İsrail projesini oluşturmak için bir İran savaşını zorla ABD’ye dayatmaktadırlar. İsrail’i kurtarmak çin yapılan bir haksız savaş olarak Irak işgalinden sonra İran’ın gündeme getirilmesi, merkezi coğrafya devletlerinin parçalı bir yapıya zorlanması anlamına gelmektedir. Türkiye’de bir merkezi coğrafya ülkesi olarak Atlantik emperyalizmi ve İsrail Siyonizminin parçalı bir yapıya yani eyaletlerden oluşan bir federasyona zorladığı bir devlettir.
Bu nedenle Türkiye Cumhuriyetinin ulus devlet yapısını devre dışı bırakmak üzere, ABD ve İsrail ikilisi Türkiye’ye Kuzey Irak üzerinden açılım adı altında parçalanmayı dayatmaktalar ve bunu da demokrasi diye Türk ulusuna yutturabilmenin girişimlerini sürdürmektedirler. Bu doğrultuda küresel sermayeyi kontrol eden Siyonizmin yenilgeyi kabul etmediği ve bütün dünyayı kndi projesi doğrultusunda bir üçüncü dünya savaşına ya da Armegedon adlı kıyamet senaryosuna zorladığı görülmektedir. Küçük İsrail’in iki yüz den fazla ulus devleti karşısına alarak kürsel emperyalizmi siyonizmin zaferi için dayatması bundan sonra mümkün görünmemektedir.
- Türkiye bir ulus devlet olarak gelecekte ne yapmalıdır?
Türk devleti diğer bütün ulus devletler gibi küresel sermayenin dıştan kumandalı saldırı planlarına hedef olduğu için, böylesine büyük bir küresel saldırıya karşı kendisine koruyabilmek üzere, kendi bölgesindeki komşu ulus devletler ile işbirliği yaparak kendisini koruyabilmelidir. İmparatorluk sonrasında Türkiye Cumhuriyeti gibi orta boy bir devlet kuran Atatürk, Mussolini ve Hitler ile Sovyetler Birliği gibi büyük tehditlere karşı ikinci dünya savaşı öncesinde Balkan ve Sadabat Paktlarını oluşturarak Türk ulus devletini kurmuş ulus devletler ile dayanışma halinde bir bölgesel dayanışma ve güvenlik paktına yöneltmiştir .Tarihten gelen bu ders ve uygulamanın günümüzde yeniden hatırlanması , ulus devletlerin büyük emperyal güce karşı kendilerini koruyabilmeleri açısından önem taşımaktadır. Türkiye cumhuriyeti ulus devleti, bu bölgedeki bin yıllık Türk egmenliğinin diğer temsilcileri olan Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalan bölgedeki ulus devletleri yeni bir bölgesel merkezi birliğe yönlendirmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin bugünkü yönetiminin başında olduğu devletin krucu iradesini temsil eden kurucu başkan Atatürk’ün izinden giderek ,yeni bir Balkan ve Sadabat paktları oluşumunu merkezi Devletler birliği çatısı altında oluşturması gerekmektedir .Ulus devletlerin tek başına büyük emperyal güçlere karşı güçlerinin yetmediği noktada komşuluk dayanışması içinde hareket etmeleri zorunludur . Balkan ve Sadabat paktları ile Türkiye ikinci dünya savaşına girmekten kurtulmuştur. Bugün İsrail’in zorladığı üçüncü dünya savaşına karşı benzeri bir dayanışma ve güvenlik ittifakına gereksinme vardır.
Bir hukukçu ve kamu hukuku uzmanı olarak ulus devletimiz için ne diyorsunuz?
Ulus devletimize saldırıların işbirlikçi ve mandacı çevrelerin Truva atı olarak hareket etmesiyle tırmandığı bu aşamada, Türk ulus devletinin tarihsel olarak ortaya çıkış sürecini iyi bilmek gerekmektedir Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuksal süreç içerisinde meydana gelmiş bir hukuk devletidir. Bu doğrultuda Türk devletinin hukuki dayanakları olan Amasya genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongresi kararları, Atatürk’ün Türkiye Büyük millet Meclisine ilk anayasa taslağı olarak sunduğu Halkçılık Programı, I921 Anayasası ve Lozan Antlaşması metinlerini bugün her Türk vatandaşının iyi bilmesi gerekmektedir. Bu hukuk belgeleri iyi hatırlanırsa Türkiye Cumhuriyeti ulus devletine yapılan saldırı ve eleştirilerin hepsinin haksız ve hukuk dışı olarak kalmağa mâhkum oldukları anlaşılacaktır. Türkiye Cumhuriyeti bugün bütün emperyal saldırılara karşı ayakta kalacak ve kendi ulus devlet modeli ile bütün Avrasya ülkeleri için hem merkez hem de model ülke olarak yön gösterecektir. Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün söylediği gibi bir ulus devlet olarak sonsuza kadar yaşamını sürdürecekti. Ben bu kitabım ile böylesine bir ulusal sürece katkıda bulunmağa çalıştım.
M.Yahya EFE röportaj
Kanunlar önünde eşitlik yoksa; "İnsan Hakları, Adalet ve Hukuk" yok demektir... Prof. Dr. Anıl Çeçen
20 Ağustos 2018 Pazartesi
17 Ağustos 2018 Cuma
SÖYLEŞİ-RÖPORTAJ: "ORTA KORİDOR ORTA DÜNYA’YA KARŞI" Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN (ANAYURT GAZETESİ Ankara: 30.05.2017) -Çin’in başkenti PEKİN’de düzenlenen İpek Yolu forumunun sonuçları ne oldu?
ANKARA KALESİ
ORTA KORİDOR ORTA DÜNYA’YA KARŞI
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
ANAYURT GAZETESİ
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
ANAYURT GAZETESİ
Ankara: 30.05.2017
Soru I-Çin’in başkenti PEKİN’de düzenlenen İpek Yolu forumunun sonuçları ne oldu ?
Cevap -1-Yeni dünya düzeninin kurulması yolunda atılan adımlar içerisinde , Mayıs ayının tam ortasında ( OBOR - Kuşak ve Yol ) başlığı altında yapılan Pekin forumunun, içinde bulunulan aşamada önemi ve anlamı dünyanın geleceği açısından büyük olmuştur . Tarihsel İpek Yolu’nun çıkış noktası olan Çin ,geleceğe dönük önemli bir adım atmış ve 130 ülke ile 70 uluslararası kuruluşun katıldığı bir büyük dünya forumunu kendi başkentinde Yeni İpek Yolunun gerçekleştirme doğrultusunda başarıyla yapmıştır. Bu forumun sonunda 12 devlet ile ortaklık ve 9 ayrı uluslararası kuruluş ile işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır .Ayrıca , Çin30 ülke ile yeni ticaret antlaşmaları imzalarken Pasifik Okyanusundan Atlas Okyanusuna uzanan güzergahta bulunan 65 ülke ile de yeni protokollar imzalanmıştır . Çin Kalkınma Bankası ile Ticaret Bankasının ayrı ayrı projeye destek veren kredileri ile de , Yeni İpek Yolunun bir an önce bitmesi doğrultusunda önemli adımlar atılmıştır . Asya kıtasının doğu bölgesine sıkışmış ve dünya platformundan çok uzak kalan bir jeopolitik konuma sahip olan Çin’in, böylesine dev bir küresel projeye öncülük yapması , bir türlü değiştirilemeyen dünyanın geçmişten gelen yapısını büyük ölçüde değiştirecekmiş gibi görünmektedir .ABD ve batı dünyasının önde gelen büyük devletleri kendi aralarındaki anlaşmazlıklar ve çekişmeler nedeniyle bir türlü yeni bir dünya düzeni oluşturamazlarken , Çin gibi doğunun en büyük ülkesinin , bütün küresel düzeni yakından etkileyecek ve zamanla Çin merkezli yeni bir dünya düzenini gündeme getirecek önemli bir adım , Pekin’deki Yeni İpek Yolu Forumu ile atılmıştır . Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra çökmüş olan eski dünya düzeninin yerini alabilecek bir yeni küresel açılım Çin’in öncülüğü ile gündeme getirilmiştir .Giderek dünyanın bir numaralı ekonomik süper gücü konumuna gelen Çin’in ,yeni büyük dev ülke olarak kendi yolunu açacağı ve bunu geleceğe dönük olarak zorlayacağı son yıllardaki hızlı gelişmeler ile açığa çıkmıştır . Pekin zirvesi ile Çin bu duruma netlik kazandırarak , süper projenin altına imzasını atmıştır .
Soru 2- ABD-ÇİN arasında yaşanmakta olan en büyük olma yarışı bu durumda nasıl etkilenmektedir?
Cevap-2- I9.yüzyılın ikinci yarısında dünyaya açılan Amerika Birleşik Devletleri , iki büyük dünya savaşı sonrasında dünyanın en büyük siyasi gücü konumuna gelmiş ve 20. Yüzyılda insanlık bir Amerikan hegemonyasına teslim olmuştur.Bütün dünya ülkelerinden kendi ülkesine beyin göçünü düzenleyen ABD ,yerkürenin en güçlü ekonomisine ve devlet yapısına sahip olarak bir numara konumu ile dünyayı yönlendirmeye çaba göstermiştir . İngiltere’nin kurduğu düzeni devralan ABD, batı blokunun efendisi olarak yüzyılı aşkın bir süre süper güç konumunda olmuştur . İngiltere ile yan yana gelerek oluşturduğu Atlantik insiyatifi ile dünyanın bütün kıtaları üzerinde hegemonya oluşturan ABD , soğuk savaş sonrasında kendisinin merkezinde yer aldığı bir tek kutuplu dünya kurmak istemiş ama bunu bir türlü başaramamıştır . Küreselleşme döneminde çeyrek yüzyıl geride bırakılırken , ABD’nin ciddi bir iç kavgaya sürüklendiği , tekelci şirketlerin öncülüğünde bir küresel düzen kurulamadığı ve yeni ortaya çıkan büyük devletlerin kutuplaşmaların ötesinde bağımsız olarak dünya platformuna çıktıkları görülmektedir . Ayrıca Amerikan devletinin sınırları içinde üretim yapan büyük tekelci şirketlerin giderek Siyonist çizgiye sürüklenmesi yüzünden ,Amerikan ekonomisi zor durumlara düşmüş ve Siyonist lobiler şirketlerin desteği ile ABD’yi küçük İsrail’in çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye başlayınca, ABD gücünü yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır . Söz dinlemeyen Amerikalı şirketler ABD devleti ile ters düşünce fabrikalarını Çin’e taşıyarak Şangay Örgütü içinde yer almışlar ve böylece ABD’nin zayıflamasına yol açarak , Çin’in güçlenerek öne çıkmasının öncülüğünü yapmışlardır . Son yıllarda Çin’in ekonomik büyümesinin artması ve ABD’yi geri de bırakmasının ana nedeni ,Siyonist şirketlerin ABD’yi terk ederek Çin’e yerleşmeleri olmuştur
Soru-3-Atlantik emperyalizmi ile Çin arasındaki geleneksel soğuk savaş nasıl gelişmektedir ?
Cevap-3-İkinci dünya savaşı sonrasında Çin Mao’nun gerçekleştirdiği sosyalist bir ülke olarak kalkınma çabası içine girmişti .Uzun yıllar Afyon savaşı ile uyutulan dünyanın en kalabalık ülkesi , bugün küreselleşme aşaması ile beraber dünyanın önde gelen en büyük ekonomisine dönüşmektedir . Büyük İsraili dünyanın ortasında kurmak isteyen Siyonistler , 21.asırı bir Çin yüzyılına çevirerek yepyeni bir dünya düzeni kurabilmenin çabası içindedirler . Çin malları her geçen gün bütün dünya piyasalarında öne geçerken , Çin deniz ulaşımı yarışında çok gerilerde kalıyordu . İngiltere ve ABD gibi iki büyük deniz gücü denizlerde hegemonyalarını sürdürürken, Çin kıtalar arası ticarette çok gerilerde kalıyordu . Üretimde çok öne geçen Çin nakliyat sorununu çözemediği için ekonomik yarışta gerilerde kalıyordu .Eski İpek yolu İngiltere ve Fransa tarafından kesildiği için Çinliler orta dünya ve batı ülkelerine kara yolundan ulaşamıyorlardı . İşte şimdi yeni imzalanan İpek Yolu protokolü ile Çin’den başlayacak olan orta kuşak yol ve nakliyat hatları Çin ürünlerini birkaç günlük ulaşım sonrasında dünya pazarlarına getirebilecektir .Batı pazarlarına uzaklığı yüzünden ticari rekabet şansı yakalayamayan Çin , Orta Koridor yapılanması ile Pekin-Londra hattını açarak doğunun ürünlerini batılı ülkelerin piyasa üzerinden kullanımına sunabilecektir . İngiltere’nin ABD ile birlikte Atlantik ittifakı içinde hareket etmesi yüzünden, Çin’in Avrupa pazarlarında Londra’yı bırakarak Hamburg ve Venedik limanlarını Atlas okyanusuna çıkış kapısı olarak kullanabileceği ihtimalini öne çıkarmaktadır .OBOR adı verilen ve Orta Koridor olarak tanımlanan Yeni İpek Yolu’nun gerçekleştirilmesi ile ilgili toplantı ve protokollara ABD’nin öncülüğünde İngiltere ve Fransa ile birlikte Hindistan,Avustralya ve Yeni Zellanda gibi Asya ülkeleri de katılmayarak imzalamamışlardır . ABD-Çin arasındaki rekabette eski İngiliz sömürgeleri ile batıya yakın güçlerin Atlantik ittifakı ile ortak hareket ettikleri görülmektedir . Atlantik baskısını sürdüren ABD , Çin’in hegemonyası altındaki bir Avrasya koridoru antlaşmasına engel çıkarmaya çalıştığı açıkça ortaya çıkmıştır . Atlantikçi cephe Pasifik okyanusunu da kontrol altına almaya çalışırken , Avrasya koridorunda Çin’i yalnız bırakabilmenin arayışı içinde olmuştur .
Soru-4- Yeni İpek Yolu oluşumunda Rusya ile Çin arasında nasıl bir ilişki bulunuyor ?
Cevap-4-Pekin’den başlayan Orta Koridor’un önemli bir kısmı Rusya Federasyonu sınırları içinden geçmektedir .Bu durumda Rusya Avrasya koridoru oluşturulmasında ,Çin ile birlikte hareket etmekte ve bu doğrultuda Asya-Avrupa ülkelerinin bir araya gelmesinde Çin ile birlikte öncülük yapmaktadır . Çin gibi büyük bir kara devleti olan ve haritanın kuzey yarıküresine hapsolan Rusya , OBOR adı ile yapılmakta olan orta kuşak ve yol projesi ile kendi çıkarları açısından yakından ilgilenmektedir . Atlantik emperyalizminin Avrupalı emperyalistleri de yanına alarak Asya kıtasını ele geçirme girişimlerine karşı Rusya ile Çin bir araya gelerek karşı çıkmışlar ve bu doğrultuda bir Şangay İşbirliği Örgütü kurarak bütün Asya ülkelerini batı emperyalizminin doğu ülkelerini ele geçirmesine karşı direnmişlerdir .ABD,İngiltere ve Fransa gibi batılı emperyalistlerin yeni İpek Yolu projesini engellemelerine karşı Çin ve Rusya çok yönlü bir işbirliğine girerek , Asya kıtasının bağımsızlığının öncülüğünü yapmaya çalışmışlardır . Şangay Örgütü çatısı altında başlayan Çin-Rus işbirliği aynı zamanda orta koridorun kurularak işletmeye açılmasında da etkin bir biçimde devam etmiş ve iki büyük ülkeyi her açıdan batılı emperyalistlere karşı bir ortak direnişe sürüklemiştir .Rusya’nın öncülüğündeki Avrasya Ekonomik İşbirliği örgütünün batı pazarlarına ulaşmasında da , OBORprojesinin gelecekte önemli yeri olacaktır . Rusya’nın enerji kaynakları yeni Orta Koridor sayesinde batılı ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yaygın bir dağıtım ağına sahip olacaklardır .
Soru-5- Orta Koridor Orta Dünya’dan geçerken ne gibi gelişmeler gündeme gelecektir ?
Cevap-5-Pekin-Londra hattında geliştirilecek olan Yeni İpek Yolu Orta Dünya adı verilen merkezi coğrafyadan geçerken çeşitli sorunların ortaya çıkacağı görülmektedir . Güzergah üzerindeki bütün devletler yeni ticaret yolunun kendi ülkelerinden geçmesi için çalışırlarken , ABD ve batılı ülkeler böyle bir yaygın projenin gerçekleşmesini önleyebilmenin arayışı içine girmişlerdir .Birinci Dünya Savaşı sürecinde İngilizler Osmanlı topraklarına gelirkenmerkezi coğrafyaya Orta Doğu adını vererek kendi ülkelerini dünyanın tam ortası olarak ilan etmişlerdir .İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin sırtına binerek merkeze gelen Yahudiler’de iki bin yıl sonra yeniden bir Yahudi devleti kurarken , kutsal topraklara Orta Dünya adını takmışlardır .Merkezi coğrafya bir yüzyıllık dönem içerisinde Orta Doğu’dan Orta Dünyaya geçerken, emperyalist İngiltere ile Siyonist İsrail arasında bir çekişme yaşanmaktadır . Şimdi bu çekişmeye Orta Koridor projesi ile Çin’de girmekte ve Asya üzerinden Avrupa limanlarına ulaşacak bir orta koridorun güvenliği için merkezi coğrafyadaki gelişmeler ile batılı emperyal devletler gibi yakından ilgilenmek durumunda kalmaktadır .Şimdiye kadar Asya kıtasının en ucunda evrensel pazarlara uzak bir konumda varlığını sürdüren Çin’in yeni dönemde daha etkin bir konuma gelmek için mücadele ettiği göze çarpmaktadır . Orta Doğu sorunlarına bugüne kadar Asya’nın doğu kıyılarından bakmak durumunda kalan Çin , yeni dönemde kendisine bağlı bir Avrasya koridorunun yapımında , işletmesinde ve korunmasında etkin bir öncülük yapmak durumundadır . Bu nedenle de , Orta Dünya’da geçmişten gelen İngiltere ve Fransa ile , bugünkü İsrail ve ABD hegemonyalarını karşısına alacak bir yeni tutum içine girmektedir . Batı blokunun öncüsü olan ABD bu yüzden yıllar sonra yeniden Orta Doğu bölgesine gelerek ,bu bölgede İsrail’in bekası ile petrol kaynaklarının güvenliğinin yanı sıra ,Orta Koridor aracılığı ile merkeze gelen Çin hegemonyasına da karşı çıkmak durumundadır . Son zamanlarda ABD’nin Suriye savaşına daha aktif katılımı , bu doğrultuda bölgeye asker ve tank göndermesi tesadüf değil ,aksine Çin emperyalizminin merkezi coğrafyayı Orta Koridor aracılığı ile ele geçirmesini önlemek içindir . Bu nedenle , ABD yeni dönemde ,Çin’in Orta Doğu bölgesine gelmesini önlemek için kendi kontrolü altında doğunun cephe ülkesi konumundaki İran ile Türkiye’yi savaştırmaya çalıştığı görülmektedir .
Soru-6-Tam bu aşamada Nato’nun Suriye savaşına katılma kararı alması nasıl açıklanabilir ?
Cevap-6-İkinci dünya savaşı sonrasında İsrail’in güvenliğini tek başına sağlamaya çalışan ABD’nin bu işi artık batılı ülkelerin katılımı ile yapmak istediği anlaşılmaktadır . ABD tek başına küresel bir düzen kuramadığı için bir iç savaşa sürüklenmiştir .Hrıstıyan ve Yahudi lobileri Amerikan devleti içinde kavga eder hale gelmişlerdir . Siyonistler ile Evanjelikler , Anglo-Saksonlar ile Protestanlara karşı savaş açmışlardır . CİA ile FBİ karşı karşıya gelirken , ABD’nin tek başına dünyanın merkezinde bütün Asya ülkelerine karşı direnebilmesi pek mümkün görünmemektedir . Çin giderek hızlanan ekonomik büyümesi ile küreselleşme sürecinin yeni patronu konumuna gelirken , Avrasya ülkelerinden geçecek bir Orta Koridor ile Asya ve Avrupa ülkelerini kendi yanına doğru çekmektedir . Böyle bir durum gerçekleşirse o zaman Amerikan çağı bitecek , batının hegemonyası sona ererken Çin’in önderliğinde doğunun hegemonyası devreye girecektir . Küreselleşmenin yeni patronu Çin olurken , kendisinin merkezinde bulunduğu bir küresel düzen kuramayan Amerikan devleti iç çatışmalar yolu ile dağılma ve çökme çizgisine doğru sürüklenecektir . Daha şimdiden Teksas,Alaska ve Kaliforniya gibi bazı büyük eyaletlerin ABD’den ayrılmaya kalkışması Amerikan Federasyonunun sonunun geldiğini göstermektedir . Zor durumdaki ABD’ninNato gibi bir uluslararası güvenlik örgütünü merkezi alandaki gücünü korumak üzere devreye sokacağı giderek ortaya çıkmaktadır . Terör örgütlerine karşı batılı ülkelerin oluşturduğu koalisyona Nato’nun da katılma kararı alması , ABD ile birlikte bütün batılı ülkelerin Orta Dünya’daki hegemonya savaşına katılacaklarını göstermektedir . Ekonomik açıdan gerileyen ve birincilik ünvanını Çin’e kaptıran ABD , doğu gücü olarak Çin’in yükselişini n önünü kesmek için çaba gösterirken yalnız kalmamak üzere bütün Nato üyesi ülkelerin askerlerini batının merkezi egemenliği doğrultusunda kullanacağını belli etmektedir .
Soru-7-Avrupa Birliği Orta Koridor için nasıl hareket ediyor ?
Cevap-7-Çin’den başlayan İpek Yolları hem kara yolu hem de demiryolu olarak Avrupa kıtasının çeşitli ülkelerinin liman kentlerine ulaşacaktır . Hamburg,Amsterdam,,Lizbon,Marsilya ve Venedik gibi büyük limanlar önümüzdeki dönemde Çin mallarının depoları haline dönüştüğü zaman , Amerikan malları eskisi gibi kolayca Avrupa pazarlarına giremeyecektir . Çin ve ABD malları üzerinden başlayacak olan bir rekabetin zamanla yarışa dönmesi . sömürgecilik tarihinde zaman zaman görülmüş olan pazar ve piyasa savaşlarına dönüşebilecektir . Küresel patronların baskılarıyla kıtasal birliğe yönelmiş olan Avrupa ülkelerinin çoğunun iflas etmesi ve ekonomik durgunluğa sürüklenmeleri yüzünden Avrupa ülkelerine ulaştırılacak olan Yeni İpek Yolu koridorları , Avrupa açısından yeni bir umut olarak devreye girecektir . İngiltere zaman içinde Pekin koridorunun Londra’ya ulaşmasını kabül ederek ABD’den uzaklaşma görüntüsü vermektedir .Brexit sonrasında İngiltere ,daha farklı bir yapılanmaya doğru yönelirken küresel finans sisteminin daha etkin bir biçimde işletilmesini hedef almıştır .Avrupa Birliği içinde yer alan Doğu Avrupa ülkelerinden Polonya,Macaristan ,Bulgaristan ve Romanya gibi ülkeler Asya kökenli halkları nedeniyle Avrupa Birliğinden uzaklaşarak Çin merkezli bir Asya ya da Avrasya yapılanması içerisinde yer alabileceklerdir . Avrupa Birliğinin de zaman içinde dağılması yeni kamplaşmalar yaratacağı için , Çin merkezli bir Avrasya Koridoru Asya gibi Avrupa kıtasını da eskisinden çok farklı yeni bir sürece doğru sürükleyecektir . Orta koridor Çin mallarını kara yolu ile batı pazarlarına ulaştırırken , aynı zamanda Avrupa ülkelerinin üretimi olan malların aynı koridor üzerinden Asya pazarlarına ulaşmasını da sağlayacak ve böylece Avrupa ülkelerinin ABD’den uzaklaşarak Asya ülkeleri ile yakın ticari ilişkilere yönelmelerini sağlayacaktır . Yüzyıllarca dünyayı denizler üzerinden yönetmiş olan Atlantik emperyalizmi yeni dönemde eski gücünü kaybedecektir . Çin İpek Yolu ile birinci ekonomik güç konumuna gelirken , önü kesilen ABD bugünkü konumunu elinden kaçıracaktır . İpek Yolu ile yeniden kara ticaret yolları öne çıkarken , deniz ticaret yolları önemini yitirerek dünya denizlerindeki ABD ve İngiliz hegemonyasının sona erdiği bir döneme girilecektir .
Soru-8- Orta Dünya’da Orta Koridor başarılı olabilecek mi ?
Cevap-8-Orta Koridor olarak devreye girecek olan Yeni İpek Yolunun başarılı bir biçimde işlemesi bölge devletlerinin bu projeye sahip çıkmaları ile mümkün olabilecektir . Orta Koridor sayesinde Avrasya ülkeleri bir bütünleşmeye doğru giderken Amerika Birleşik Devletlerinin ticareti fazlasıyla gerileyecektir . İşte bu nedenle ABD yenilgiyi önlemek ve Avrasya ülkelerinin bütünüyle Çin’in kontrolü altına girmesini önlemek doğrultusunda Orta Dünya’ya gelerek savaşmaya çalışacaktır . Bu nedenle , uluslararası terör örgütleri emperyal devletlerin istihbarat kuruluşları tarafından azdırılmakta ve bütün Asya ülkelerinin Atlantik emperyalizmi ve Siyonizm ittifakının hükümranlığı altına girmesini sağlayacak bir üçüncü dünya savaşı çıkartılmaya çalışılmaktadır . Böylesine bir savaş çıkartılırsa o zaman yeniden Atlantik güçleri ile Siyonistlerin dünyaya egemen olacaklardır.
Soru I-Çin’in başkenti PEKİN’de düzenlenen İpek Yolu forumunun sonuçları ne oldu ?
Cevap -1-Yeni dünya düzeninin kurulması yolunda atılan adımlar içerisinde , Mayıs ayının tam ortasında ( OBOR - Kuşak ve Yol ) başlığı altında yapılan Pekin forumunun, içinde bulunulan aşamada önemi ve anlamı dünyanın geleceği açısından büyük olmuştur . Tarihsel İpek Yolu’nun çıkış noktası olan Çin ,geleceğe dönük önemli bir adım atmış ve 130 ülke ile 70 uluslararası kuruluşun katıldığı bir büyük dünya forumunu kendi başkentinde Yeni İpek Yolunun gerçekleştirme doğrultusunda başarıyla yapmıştır. Bu forumun sonunda 12 devlet ile ortaklık ve 9 ayrı uluslararası kuruluş ile işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır .Ayrıca , Çin30 ülke ile yeni ticaret antlaşmaları imzalarken Pasifik Okyanusundan Atlas Okyanusuna uzanan güzergahta bulunan 65 ülke ile de yeni protokollar imzalanmıştır . Çin Kalkınma Bankası ile Ticaret Bankasının ayrı ayrı projeye destek veren kredileri ile de , Yeni İpek Yolunun bir an önce bitmesi doğrultusunda önemli adımlar atılmıştır . Asya kıtasının doğu bölgesine sıkışmış ve dünya platformundan çok uzak kalan bir jeopolitik konuma sahip olan Çin’in, böylesine dev bir küresel projeye öncülük yapması , bir türlü değiştirilemeyen dünyanın geçmişten gelen yapısını büyük ölçüde değiştirecekmiş gibi görünmektedir .ABD ve batı dünyasının önde gelen büyük devletleri kendi aralarındaki anlaşmazlıklar ve çekişmeler nedeniyle bir türlü yeni bir dünya düzeni oluşturamazlarken , Çin gibi doğunun en büyük ülkesinin , bütün küresel düzeni yakından etkileyecek ve zamanla Çin merkezli yeni bir dünya düzenini gündeme getirecek önemli bir adım , Pekin’deki Yeni İpek Yolu Forumu ile atılmıştır . Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra çökmüş olan eski dünya düzeninin yerini alabilecek bir yeni küresel açılım Çin’in öncülüğü ile gündeme getirilmiştir .Giderek dünyanın bir numaralı ekonomik süper gücü konumuna gelen Çin’in ,yeni büyük dev ülke olarak kendi yolunu açacağı ve bunu geleceğe dönük olarak zorlayacağı son yıllardaki hızlı gelişmeler ile açığa çıkmıştır . Pekin zirvesi ile Çin bu duruma netlik kazandırarak , süper projenin altına imzasını atmıştır .
Soru 2- ABD-ÇİN arasında yaşanmakta olan en büyük olma yarışı bu durumda nasıl etkilenmektedir?
Cevap-2- I9.yüzyılın ikinci yarısında dünyaya açılan Amerika Birleşik Devletleri , iki büyük dünya savaşı sonrasında dünyanın en büyük siyasi gücü konumuna gelmiş ve 20. Yüzyılda insanlık bir Amerikan hegemonyasına teslim olmuştur.Bütün dünya ülkelerinden kendi ülkesine beyin göçünü düzenleyen ABD ,yerkürenin en güçlü ekonomisine ve devlet yapısına sahip olarak bir numara konumu ile dünyayı yönlendirmeye çaba göstermiştir . İngiltere’nin kurduğu düzeni devralan ABD, batı blokunun efendisi olarak yüzyılı aşkın bir süre süper güç konumunda olmuştur . İngiltere ile yan yana gelerek oluşturduğu Atlantik insiyatifi ile dünyanın bütün kıtaları üzerinde hegemonya oluşturan ABD , soğuk savaş sonrasında kendisinin merkezinde yer aldığı bir tek kutuplu dünya kurmak istemiş ama bunu bir türlü başaramamıştır . Küreselleşme döneminde çeyrek yüzyıl geride bırakılırken , ABD’nin ciddi bir iç kavgaya sürüklendiği , tekelci şirketlerin öncülüğünde bir küresel düzen kurulamadığı ve yeni ortaya çıkan büyük devletlerin kutuplaşmaların ötesinde bağımsız olarak dünya platformuna çıktıkları görülmektedir . Ayrıca Amerikan devletinin sınırları içinde üretim yapan büyük tekelci şirketlerin giderek Siyonist çizgiye sürüklenmesi yüzünden ,Amerikan ekonomisi zor durumlara düşmüş ve Siyonist lobiler şirketlerin desteği ile ABD’yi küçük İsrail’in çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye başlayınca, ABD gücünü yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır . Söz dinlemeyen Amerikalı şirketler ABD devleti ile ters düşünce fabrikalarını Çin’e taşıyarak Şangay Örgütü içinde yer almışlar ve böylece ABD’nin zayıflamasına yol açarak , Çin’in güçlenerek öne çıkmasının öncülüğünü yapmışlardır . Son yıllarda Çin’in ekonomik büyümesinin artması ve ABD’yi geri de bırakmasının ana nedeni ,Siyonist şirketlerin ABD’yi terk ederek Çin’e yerleşmeleri olmuştur
Soru-3-Atlantik emperyalizmi ile Çin arasındaki geleneksel soğuk savaş nasıl gelişmektedir ?
Cevap-3-İkinci dünya savaşı sonrasında Çin Mao’nun gerçekleştirdiği sosyalist bir ülke olarak kalkınma çabası içine girmişti .Uzun yıllar Afyon savaşı ile uyutulan dünyanın en kalabalık ülkesi , bugün küreselleşme aşaması ile beraber dünyanın önde gelen en büyük ekonomisine dönüşmektedir . Büyük İsraili dünyanın ortasında kurmak isteyen Siyonistler , 21.asırı bir Çin yüzyılına çevirerek yepyeni bir dünya düzeni kurabilmenin çabası içindedirler . Çin malları her geçen gün bütün dünya piyasalarında öne geçerken , Çin deniz ulaşımı yarışında çok gerilerde kalıyordu . İngiltere ve ABD gibi iki büyük deniz gücü denizlerde hegemonyalarını sürdürürken, Çin kıtalar arası ticarette çok gerilerde kalıyordu . Üretimde çok öne geçen Çin nakliyat sorununu çözemediği için ekonomik yarışta gerilerde kalıyordu .Eski İpek yolu İngiltere ve Fransa tarafından kesildiği için Çinliler orta dünya ve batı ülkelerine kara yolundan ulaşamıyorlardı . İşte şimdi yeni imzalanan İpek Yolu protokolü ile Çin’den başlayacak olan orta kuşak yol ve nakliyat hatları Çin ürünlerini birkaç günlük ulaşım sonrasında dünya pazarlarına getirebilecektir .Batı pazarlarına uzaklığı yüzünden ticari rekabet şansı yakalayamayan Çin , Orta Koridor yapılanması ile Pekin-Londra hattını açarak doğunun ürünlerini batılı ülkelerin piyasa üzerinden kullanımına sunabilecektir . İngiltere’nin ABD ile birlikte Atlantik ittifakı içinde hareket etmesi yüzünden, Çin’in Avrupa pazarlarında Londra’yı bırakarak Hamburg ve Venedik limanlarını Atlas okyanusuna çıkış kapısı olarak kullanabileceği ihtimalini öne çıkarmaktadır .OBOR adı verilen ve Orta Koridor olarak tanımlanan Yeni İpek Yolu’nun gerçekleştirilmesi ile ilgili toplantı ve protokollara ABD’nin öncülüğünde İngiltere ve Fransa ile birlikte Hindistan,Avustralya ve Yeni Zellanda gibi Asya ülkeleri de katılmayarak imzalamamışlardır . ABD-Çin arasındaki rekabette eski İngiliz sömürgeleri ile batıya yakın güçlerin Atlantik ittifakı ile ortak hareket ettikleri görülmektedir . Atlantik baskısını sürdüren ABD , Çin’in hegemonyası altındaki bir Avrasya koridoru antlaşmasına engel çıkarmaya çalıştığı açıkça ortaya çıkmıştır . Atlantikçi cephe Pasifik okyanusunu da kontrol altına almaya çalışırken , Avrasya koridorunda Çin’i yalnız bırakabilmenin arayışı içinde olmuştur .
Soru-4- Yeni İpek Yolu oluşumunda Rusya ile Çin arasında nasıl bir ilişki bulunuyor ?
Cevap-4-Pekin’den başlayan Orta Koridor’un önemli bir kısmı Rusya Federasyonu sınırları içinden geçmektedir .Bu durumda Rusya Avrasya koridoru oluşturulmasında ,Çin ile birlikte hareket etmekte ve bu doğrultuda Asya-Avrupa ülkelerinin bir araya gelmesinde Çin ile birlikte öncülük yapmaktadır . Çin gibi büyük bir kara devleti olan ve haritanın kuzey yarıküresine hapsolan Rusya , OBOR adı ile yapılmakta olan orta kuşak ve yol projesi ile kendi çıkarları açısından yakından ilgilenmektedir . Atlantik emperyalizminin Avrupalı emperyalistleri de yanına alarak Asya kıtasını ele geçirme girişimlerine karşı Rusya ile Çin bir araya gelerek karşı çıkmışlar ve bu doğrultuda bir Şangay İşbirliği Örgütü kurarak bütün Asya ülkelerini batı emperyalizminin doğu ülkelerini ele geçirmesine karşı direnmişlerdir .ABD,İngiltere ve Fransa gibi batılı emperyalistlerin yeni İpek Yolu projesini engellemelerine karşı Çin ve Rusya çok yönlü bir işbirliğine girerek , Asya kıtasının bağımsızlığının öncülüğünü yapmaya çalışmışlardır . Şangay Örgütü çatısı altında başlayan Çin-Rus işbirliği aynı zamanda orta koridorun kurularak işletmeye açılmasında da etkin bir biçimde devam etmiş ve iki büyük ülkeyi her açıdan batılı emperyalistlere karşı bir ortak direnişe sürüklemiştir .Rusya’nın öncülüğündeki Avrasya Ekonomik İşbirliği örgütünün batı pazarlarına ulaşmasında da , OBORprojesinin gelecekte önemli yeri olacaktır . Rusya’nın enerji kaynakları yeni Orta Koridor sayesinde batılı ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yaygın bir dağıtım ağına sahip olacaklardır .
Soru-5- Orta Koridor Orta Dünya’dan geçerken ne gibi gelişmeler gündeme gelecektir ?
Cevap-5-Pekin-Londra hattında geliştirilecek olan Yeni İpek Yolu Orta Dünya adı verilen merkezi coğrafyadan geçerken çeşitli sorunların ortaya çıkacağı görülmektedir . Güzergah üzerindeki bütün devletler yeni ticaret yolunun kendi ülkelerinden geçmesi için çalışırlarken , ABD ve batılı ülkeler böyle bir yaygın projenin gerçekleşmesini önleyebilmenin arayışı içine girmişlerdir .Birinci Dünya Savaşı sürecinde İngilizler Osmanlı topraklarına gelirkenmerkezi coğrafyaya Orta Doğu adını vererek kendi ülkelerini dünyanın tam ortası olarak ilan etmişlerdir .İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin sırtına binerek merkeze gelen Yahudiler’de iki bin yıl sonra yeniden bir Yahudi devleti kurarken , kutsal topraklara Orta Dünya adını takmışlardır .Merkezi coğrafya bir yüzyıllık dönem içerisinde Orta Doğu’dan Orta Dünyaya geçerken, emperyalist İngiltere ile Siyonist İsrail arasında bir çekişme yaşanmaktadır . Şimdi bu çekişmeye Orta Koridor projesi ile Çin’de girmekte ve Asya üzerinden Avrupa limanlarına ulaşacak bir orta koridorun güvenliği için merkezi coğrafyadaki gelişmeler ile batılı emperyal devletler gibi yakından ilgilenmek durumunda kalmaktadır .Şimdiye kadar Asya kıtasının en ucunda evrensel pazarlara uzak bir konumda varlığını sürdüren Çin’in yeni dönemde daha etkin bir konuma gelmek için mücadele ettiği göze çarpmaktadır . Orta Doğu sorunlarına bugüne kadar Asya’nın doğu kıyılarından bakmak durumunda kalan Çin , yeni dönemde kendisine bağlı bir Avrasya koridorunun yapımında , işletmesinde ve korunmasında etkin bir öncülük yapmak durumundadır . Bu nedenle de , Orta Dünya’da geçmişten gelen İngiltere ve Fransa ile , bugünkü İsrail ve ABD hegemonyalarını karşısına alacak bir yeni tutum içine girmektedir . Batı blokunun öncüsü olan ABD bu yüzden yıllar sonra yeniden Orta Doğu bölgesine gelerek ,bu bölgede İsrail’in bekası ile petrol kaynaklarının güvenliğinin yanı sıra ,Orta Koridor aracılığı ile merkeze gelen Çin hegemonyasına da karşı çıkmak durumundadır . Son zamanlarda ABD’nin Suriye savaşına daha aktif katılımı , bu doğrultuda bölgeye asker ve tank göndermesi tesadüf değil ,aksine Çin emperyalizminin merkezi coğrafyayı Orta Koridor aracılığı ile ele geçirmesini önlemek içindir . Bu nedenle , ABD yeni dönemde ,Çin’in Orta Doğu bölgesine gelmesini önlemek için kendi kontrolü altında doğunun cephe ülkesi konumundaki İran ile Türkiye’yi savaştırmaya çalıştığı görülmektedir .
Soru-6-Tam bu aşamada Nato’nun Suriye savaşına katılma kararı alması nasıl açıklanabilir ?
Cevap-6-İkinci dünya savaşı sonrasında İsrail’in güvenliğini tek başına sağlamaya çalışan ABD’nin bu işi artık batılı ülkelerin katılımı ile yapmak istediği anlaşılmaktadır . ABD tek başına küresel bir düzen kuramadığı için bir iç savaşa sürüklenmiştir .Hrıstıyan ve Yahudi lobileri Amerikan devleti içinde kavga eder hale gelmişlerdir . Siyonistler ile Evanjelikler , Anglo-Saksonlar ile Protestanlara karşı savaş açmışlardır . CİA ile FBİ karşı karşıya gelirken , ABD’nin tek başına dünyanın merkezinde bütün Asya ülkelerine karşı direnebilmesi pek mümkün görünmemektedir . Çin giderek hızlanan ekonomik büyümesi ile küreselleşme sürecinin yeni patronu konumuna gelirken , Avrasya ülkelerinden geçecek bir Orta Koridor ile Asya ve Avrupa ülkelerini kendi yanına doğru çekmektedir . Böyle bir durum gerçekleşirse o zaman Amerikan çağı bitecek , batının hegemonyası sona ererken Çin’in önderliğinde doğunun hegemonyası devreye girecektir . Küreselleşmenin yeni patronu Çin olurken , kendisinin merkezinde bulunduğu bir küresel düzen kuramayan Amerikan devleti iç çatışmalar yolu ile dağılma ve çökme çizgisine doğru sürüklenecektir . Daha şimdiden Teksas,Alaska ve Kaliforniya gibi bazı büyük eyaletlerin ABD’den ayrılmaya kalkışması Amerikan Federasyonunun sonunun geldiğini göstermektedir . Zor durumdaki ABD’ninNato gibi bir uluslararası güvenlik örgütünü merkezi alandaki gücünü korumak üzere devreye sokacağı giderek ortaya çıkmaktadır . Terör örgütlerine karşı batılı ülkelerin oluşturduğu koalisyona Nato’nun da katılma kararı alması , ABD ile birlikte bütün batılı ülkelerin Orta Dünya’daki hegemonya savaşına katılacaklarını göstermektedir . Ekonomik açıdan gerileyen ve birincilik ünvanını Çin’e kaptıran ABD , doğu gücü olarak Çin’in yükselişini n önünü kesmek için çaba gösterirken yalnız kalmamak üzere bütün Nato üyesi ülkelerin askerlerini batının merkezi egemenliği doğrultusunda kullanacağını belli etmektedir .
Soru-7-Avrupa Birliği Orta Koridor için nasıl hareket ediyor ?
Cevap-7-Çin’den başlayan İpek Yolları hem kara yolu hem de demiryolu olarak Avrupa kıtasının çeşitli ülkelerinin liman kentlerine ulaşacaktır . Hamburg,Amsterdam,,Lizbon,Marsilya ve Venedik gibi büyük limanlar önümüzdeki dönemde Çin mallarının depoları haline dönüştüğü zaman , Amerikan malları eskisi gibi kolayca Avrupa pazarlarına giremeyecektir . Çin ve ABD malları üzerinden başlayacak olan bir rekabetin zamanla yarışa dönmesi . sömürgecilik tarihinde zaman zaman görülmüş olan pazar ve piyasa savaşlarına dönüşebilecektir . Küresel patronların baskılarıyla kıtasal birliğe yönelmiş olan Avrupa ülkelerinin çoğunun iflas etmesi ve ekonomik durgunluğa sürüklenmeleri yüzünden Avrupa ülkelerine ulaştırılacak olan Yeni İpek Yolu koridorları , Avrupa açısından yeni bir umut olarak devreye girecektir . İngiltere zaman içinde Pekin koridorunun Londra’ya ulaşmasını kabül ederek ABD’den uzaklaşma görüntüsü vermektedir .Brexit sonrasında İngiltere ,daha farklı bir yapılanmaya doğru yönelirken küresel finans sisteminin daha etkin bir biçimde işletilmesini hedef almıştır .Avrupa Birliği içinde yer alan Doğu Avrupa ülkelerinden Polonya,Macaristan ,Bulgaristan ve Romanya gibi ülkeler Asya kökenli halkları nedeniyle Avrupa Birliğinden uzaklaşarak Çin merkezli bir Asya ya da Avrasya yapılanması içerisinde yer alabileceklerdir . Avrupa Birliğinin de zaman içinde dağılması yeni kamplaşmalar yaratacağı için , Çin merkezli bir Avrasya Koridoru Asya gibi Avrupa kıtasını da eskisinden çok farklı yeni bir sürece doğru sürükleyecektir . Orta koridor Çin mallarını kara yolu ile batı pazarlarına ulaştırırken , aynı zamanda Avrupa ülkelerinin üretimi olan malların aynı koridor üzerinden Asya pazarlarına ulaşmasını da sağlayacak ve böylece Avrupa ülkelerinin ABD’den uzaklaşarak Asya ülkeleri ile yakın ticari ilişkilere yönelmelerini sağlayacaktır . Yüzyıllarca dünyayı denizler üzerinden yönetmiş olan Atlantik emperyalizmi yeni dönemde eski gücünü kaybedecektir . Çin İpek Yolu ile birinci ekonomik güç konumuna gelirken , önü kesilen ABD bugünkü konumunu elinden kaçıracaktır . İpek Yolu ile yeniden kara ticaret yolları öne çıkarken , deniz ticaret yolları önemini yitirerek dünya denizlerindeki ABD ve İngiliz hegemonyasının sona erdiği bir döneme girilecektir .
Soru-8- Orta Dünya’da Orta Koridor başarılı olabilecek mi ?
Cevap-8-Orta Koridor olarak devreye girecek olan Yeni İpek Yolunun başarılı bir biçimde işlemesi bölge devletlerinin bu projeye sahip çıkmaları ile mümkün olabilecektir . Orta Koridor sayesinde Avrasya ülkeleri bir bütünleşmeye doğru giderken Amerika Birleşik Devletlerinin ticareti fazlasıyla gerileyecektir . İşte bu nedenle ABD yenilgiyi önlemek ve Avrasya ülkelerinin bütünüyle Çin’in kontrolü altına girmesini önlemek doğrultusunda Orta Dünya’ya gelerek savaşmaya çalışacaktır . Bu nedenle , uluslararası terör örgütleri emperyal devletlerin istihbarat kuruluşları tarafından azdırılmakta ve bütün Asya ülkelerinin Atlantik emperyalizmi ve Siyonizm ittifakının hükümranlığı altına girmesini sağlayacak bir üçüncü dünya savaşı çıkartılmaya çalışılmaktadır . Böylesine bir savaş çıkartılırsa o zaman yeniden Atlantik güçleri ile Siyonistlerin dünyaya egemen olacaklardır.
Trump müttefiklerini düşman ilan etti. "Prof. Dr. Anıl Çeçen" ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslar arası durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi “Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti” diye değerlendirdi. (Anayurt Gazetesi, Röportaj:Tamer Arda ERŞİN-16 Ağustos 2018)
Trump müttefiklerini düşman ilan etti...
Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslar arası durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi “Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti” diye değerlendirdi.
ANKARA- Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslararası durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.ABD ve Türkiye arasında gerilim döviz kurunu yükseltmeye başladı. Ortadoğu'daki savaşlar devam ediyor. Türkiye'nin uluslar arası ilişkilerdeki konumu tartışmalı. Anayurt Gazetesi'ne değerlendirmelerde bulanan Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi "Sadece iki ülke arasındaki çekişme değil. Uluslararası konjonktürde ABD'nin gelmiş olduğu yeni durum dünyaya farklı yansımalar getirdikçe ABD sadece Türkiye ile değil bütün dünya ülkeleriyle karşı karşıya geldi. Trump, Putin ile görüşmeye giderken 'Avrupa ülkeleri benim düşmanım' dedi. Halbuki bunlar İkinci Dünya Savaşı'ndan buyana NATO ittifakı içerisindeler. Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti. Yani ABD'nin dünyadaki konumu değişirken, Türkiye'deki konumu da değişiyor" diye yorumladı.
Dolar normal koşullarda bu durumda olmamalı.
Çeçen, döviz kurlarının artmasının Türkiye'nin iç koşulları nedeniyle olmadığına dikkat çekerek, "Yükselme tamamen uluslararası konjonktürde gelinen yeni aşamanın yansıması. Dolar normal koşullarda bu durumda olmamalı. Trump Avrupa'yı kendisine düşman ettikçe, Avrupa ülkeleri başta İngiltere ve Fransa gibi eski sömürgeci devletler ABD doları üstünlüğüne dayanan para sisteminin devam etmesini bugün kabul etmiyor. Buna açıktan karşı çıkmıyorlar ama Türkiye'de bu yükselişi uzaktan yönlendirerek, ABD'ye mesaj vermeye çalışıyorlar" diye konuştu.
"Suriye savaşını çıkaran ülke İsrail'dir"
ANKARA- Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ile yaşanan gerilim ve Türkiye'nin uluslararası durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.ABD ve Türkiye arasında gerilim döviz kurunu yükseltmeye başladı. Ortadoğu'daki savaşlar devam ediyor. Türkiye'nin uluslar arası ilişkilerdeki konumu tartışmalı. Anayurt Gazetesi'ne değerlendirmelerde bulanan Prof. Dr. Anıl Çeçen, ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi "Sadece iki ülke arasındaki çekişme değil. Uluslararası konjonktürde ABD'nin gelmiş olduğu yeni durum dünyaya farklı yansımalar getirdikçe ABD sadece Türkiye ile değil bütün dünya ülkeleriyle karşı karşıya geldi. Trump, Putin ile görüşmeye giderken 'Avrupa ülkeleri benim düşmanım' dedi. Halbuki bunlar İkinci Dünya Savaşı'ndan buyana NATO ittifakı içerisindeler. Trump kendi müttefiklerini düşman olarak ilan etti. Yani ABD'nin dünyadaki konumu değişirken, Türkiye'deki konumu da değişiyor" diye yorumladı.
Dolar normal koşullarda bu durumda olmamalı.
Çeçen, döviz kurlarının artmasının Türkiye'nin iç koşulları nedeniyle olmadığına dikkat çekerek, "Yükselme tamamen uluslararası konjonktürde gelinen yeni aşamanın yansıması. Dolar normal koşullarda bu durumda olmamalı. Trump Avrupa'yı kendisine düşman ettikçe, Avrupa ülkeleri başta İngiltere ve Fransa gibi eski sömürgeci devletler ABD doları üstünlüğüne dayanan para sisteminin devam etmesini bugün kabul etmiyor. Buna açıktan karşı çıkmıyorlar ama Türkiye'de bu yükselişi uzaktan yönlendirerek, ABD'ye mesaj vermeye çalışıyorlar" diye konuştu.
"Suriye savaşını çıkaran ülke İsrail'dir"
Çeçen Ortadoğu'da süren savaşlar ve karışıklıklarla ilgili de değerlendirme yaptı. "Suriye savaşını çıkaran ülke İsrail'dir" diye vurgulayan Çeçen, "Suriye'deki savaşta devletler savaşmıyor. Burada emperyalizm ve siyonizm oradaki terör örgütlerini kullanıyorlar. PKK ve PYD'nin arkasında ABD desteğini görüyoruz. Bu coğrafyada İsrail bölgeye egemen olmak için bölge devletlerini parçalayacak şekilde terör örgütlerini kullanıyor. Türkiye de terör örgütlerinin baskısı altına alınmaya çalışıyor" yorumunda bulundu.
'TÜRKİYE YOLUNA DEVAM EDİYOR'
Çeçen dünyanın çok kutuplu bir dünyaya doğru dönüştüğünü belirterek, "Dünya batı hegemonyasından uzaklaşmakta. Bakın Çin'in önderliğinde Asya ülkeleri Şangay İş Birliği Örgütü gündeme getirdiler. Ayrıca Batı'nın politikalarına karşı çıkan Brezilya, Hindistan, Çin, Rusya'nın beraberinde kurduğu BRICS ittifakı da bu doğrultuda yeni bir alternatif olarak çıktı. Hatırlayın BRICS'in son genel kuruluna Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldı. Türkiye'nin batı dışında diğer dünya ülkeleriyle yakınlaşması gündeme geldi. Batı eskisi gibi tek merkez olmaktan çıktı. Onun hegemonyasına karşı yeni alternatifler gündeme geldi. Türkiye'de bu yeni oluşumları değerlendirerek, yoluna devam etme çabaları sarf ediyor" dedi.
'TÜRK HALKININ İRADESİ DOĞRUTUSUNDA'
Uluslar arası arenadaki karışıklığa karşı Türkiye'deki iktidara ve muhalefete tavsiyelerde bulunan Çeçen, şunları söyledi: "Sakın ola emperyalizmin çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilmek istenen iç çatışma konularına alet olmasınlar. İktidarın daha hoşgörülü ve anlayışlı olması gerekir. Muhalefetin de iktidara neden gelemediklerini ve halk kitlelerinden nasıl oy alacaklarını, kendilerini nasıl yenilemeleri gerektiği konusunu tartışması gerekir. Önümüzdeki dönemde iç savaş ya da bölge savaşlarına alet olmamak için demokrasinin işlemesi gerekir. Seçimler yoluyla da iktidar değişikliği sağlanarak, bir alternatif iktidarın iş başına gelmesi sağlanmalıdır. İşte o zaman Türkiye'de demokrasi kurumsallaşır, tek adam rejimi üzerinden bizi bölgesel projelere yönlendirmek isteyen güç merkezlerinin girişimlerine karşı Türk halkının iradesi doğrultusunda devlet içi dengelere fırsat yaratılacaktır." (ANAYURT, Ankara-16.08.2018, Röportaj: Tamer Arda ERŞİN)
'TÜRKİYE YOLUNA DEVAM EDİYOR'
Çeçen dünyanın çok kutuplu bir dünyaya doğru dönüştüğünü belirterek, "Dünya batı hegemonyasından uzaklaşmakta. Bakın Çin'in önderliğinde Asya ülkeleri Şangay İş Birliği Örgütü gündeme getirdiler. Ayrıca Batı'nın politikalarına karşı çıkan Brezilya, Hindistan, Çin, Rusya'nın beraberinde kurduğu BRICS ittifakı da bu doğrultuda yeni bir alternatif olarak çıktı. Hatırlayın BRICS'in son genel kuruluna Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldı. Türkiye'nin batı dışında diğer dünya ülkeleriyle yakınlaşması gündeme geldi. Batı eskisi gibi tek merkez olmaktan çıktı. Onun hegemonyasına karşı yeni alternatifler gündeme geldi. Türkiye'de bu yeni oluşumları değerlendirerek, yoluna devam etme çabaları sarf ediyor" dedi.
'TÜRK HALKININ İRADESİ DOĞRUTUSUNDA'
Uluslar arası arenadaki karışıklığa karşı Türkiye'deki iktidara ve muhalefete tavsiyelerde bulunan Çeçen, şunları söyledi: "Sakın ola emperyalizmin çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilmek istenen iç çatışma konularına alet olmasınlar. İktidarın daha hoşgörülü ve anlayışlı olması gerekir. Muhalefetin de iktidara neden gelemediklerini ve halk kitlelerinden nasıl oy alacaklarını, kendilerini nasıl yenilemeleri gerektiği konusunu tartışması gerekir. Önümüzdeki dönemde iç savaş ya da bölge savaşlarına alet olmamak için demokrasinin işlemesi gerekir. Seçimler yoluyla da iktidar değişikliği sağlanarak, bir alternatif iktidarın iş başına gelmesi sağlanmalıdır. İşte o zaman Türkiye'de demokrasi kurumsallaşır, tek adam rejimi üzerinden bizi bölgesel projelere yönlendirmek isteyen güç merkezlerinin girişimlerine karşı Türk halkının iradesi doğrultusunda devlet içi dengelere fırsat yaratılacaktır." (ANAYURT, Ankara-16.08.2018, Röportaj: Tamer Arda ERŞİN)
7 Ağustos 2018 Salı
30 Temmuz 2018 Pazartesi
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN, (GÖRSEL VERİLER) Muhtelif yer ve tarihlerde yapılmış SÖYLEŞİLER, bazı Sivil Toplum Kuruluşları ile Kurumsal SUNUMLARA ait fotoğraflar..
10 Temmuz 2018 Salı
BARAN DERGİSİ: "Prof. Dr. Anıl Çeçen ile söyleşi gerçekleştirdik... “Bir yanda ‘kuzey birliği’, bir yanda ‘akdeniz birliği’… bunun ortasinda bir ‘merkezî devletler birliği’ şart! bunu da Türkiye gerçekleştirebilir!”
Prof. Dr. Anıl Çeçen ile söyleşi gerçekleştirdik...
“Bir yanda ‘kuzey birliği’, bir yanda ‘akdeniz birliği’… bunun ortasinda bir ‘merkezî devletler birliği’ şart! bunu da Türkiye gerçekleştirebilir!”
“Bir yanda ‘kuzey birliği’, bir yanda ‘akdeniz birliği’… bunun ortasinda bir ‘merkezî devletler birliği’ şart! bunu da Türkiye gerçekleştirebilir!”
BARAN DERGİSİ, 12 Şubat 2015 Perşembe
Hocam, bütün gözler Yunanistan’a çevrildi, büyük bir şaşkınlık yaşanıyor?..
Anıl Çeçen: -Evet, herkes şimdi Yunanistan’ı izliyor. Orada sadece sol yok. Hem millîlik, hem sol var. Dikkat edin, Ak Parti’nin Türkiye’de şu an yaptıklarını onlar da yapıyor. Yoksul kitleleri ya dinle yönlendirirsiniz veya solla… Yunanistan’ın son şansı… Aslında dinî bir devlet Yunanistan, Ortodoks… Sosyalizmle işi halledebilirlerse demokrasi devam edecek, yoksa yüzde 36 sosyalistler yüzde 6 faşistler… Arkadan Faşistler geliyor. Yani gelecek seçimde yüzde 36 Faşistler olur, Hitler’in gelişi gibi… Anlatabiliyor muyum? “Altın Şafak” olayı… Bunları siyasî boyutta görüp değerlendirmek lazım… Ve Türkiye’yi de bu aşamada ele alıp değerlendirmek lazım…
“HERKES KENDİ DANSINI YAPIYOR
-Bir önceki konuşmamızda vurgulamıştınız “Amerikan derin devleti ile küresel sermaye çatışması”nın değişik örnekleri yaşanmaya başladı” diye. Bu çatışmanın yeni yansımaları ortaya çıkmaya başladı aynı zamanda…
Anıl Çeçen: -Jeopolitik bir dans var. Herkes dansını yaparken biz de bu dansı yapmak durumundayız. Şimdi, Tayyip Bey de bu dansı yapıyor. Önceden farkında değildi, şimdi öğrendi. Ama bu dansı bilenlerin önü kesiliyor Türkiye’de. Türkiye kendi dansını yapamıyor ve yaptırtmıyorlar. Kendi dansımızı yapabilirsek ayakta kalabiliriz.
“ÇATIŞMA AVRUPA’YA TAŞINDI”
-Türkiye’de bu meseleleri “uluslar arası boyutuyla” gören, o çerçevede yapılan fazla bir değerlendirme yok bize göre. Yani, Amerikan derin devleti ile “küresel sermaye”nin çatışmasını ve bu çatışmanın diğer bölgelere nasıl yansıdığını. Siz, bu çerçevede Paris hadisesini nasıl değerlendiriyorsunuz?..
Anıl Çeçen: -Paris saldırısının hem Avrupa hem Türkiye’de bazı merkezler İsrail’in stratejisine uygun olduğunu söylediler. Bunu söylerken de Ortadoğu’daki çatışmanın Avrupa’ya taşınması gibi bir durumun ortaya çıktığı ifade edildi. Son elli-altmış yıldır, İsrail kurulduktan sonra, Ortadoğu’da çatışma var, ama iki dünya savaşının geçtiği Avrupa’da çatışma yoktu. Paris olayıyla beraber çatışma Avrupa’ya taşınarak, burada Yahudilerle Hıristiyanlar arasında başlamış olan Ortadoğu’nun değerlendirilmesindeki farklılığın giderilmesi için Hıristiyanlar da paniğe itildi ve böylece İsrail’in arkasına destek olmaya başladılar.
Dikkat edin bu olayın hemen öncesinde, Fransa ve Avrupa ülkeleri Filistin devletini tanıdılar. Ortadoğu’da Filistin devleti olan bir yapıyı devreye sokmaya başladı. Avrupa’nın Hıristiyan yapılanması, Ortadoğu’daki çatışmanın dışında kalamayacağını gördü.
-Bu çok önemli…
Anıl Çeçen: Evet, bu çok önemli. Ortadoğu’da yaşanan o çatışmada, giderek İsrail, İslâm dünyası ile karşı karşıya kaldığı noktada, sertleşen politikalara yöneldiği aşamada, Hıristiyan Avrupa İsrail’den kopmaya başlamıştı. Halbuki Batı hegemonyasını hep Yahudi-Hıristiyan işbirliği olarakgündeme getirirler.
-Asıl kimliği odur zaten
Anıl Çeçen: -O kopma noktasında Paris’in bu durumu İsrail’in lehine çevirdiği nokta. İsrail’in bu hadiseden kazançlı çıktığı kanaatindeyim. Nitekim hadiseyi takip eden siyasî merkezler de böyle bir değerlendirme yaptılar.
-“Çakal Carlos” da Fransa Cezaevinden sizin yaptığınıza benzer değerlendirmeler yaptı
Anıl Çeçen: -Çünkü şimdiye kadar “Batı” olarak hareket ediliyordu ve Hıristiyan Batı, İsrail’in arkasındaydı. Ve Filistin meselesinde İsrail sürekli engelleme yapıyordu. Ama dikkat edin Avrupa ülkeleri Filistin’i tanıma noktasına geldiğinde, tam bu aşamada böyle bir olay ortaya çıktı.
-Hocam Rusya ile Türkiye arasında ciddi bir yakınlaşma var. Ticaret sahasında, enerji sahasında anlaşmalar var. Bu husus Batı’da çok ciddi tehdit olarak algılandı.
Anıl Çeçen: -Türkiye ve Rusya’nın, Batı emperyalizminin dünyanın merkezi coğrafyasına –bu coğrafyaya- gelmesi noktasında bir işbirliği söz konusu oldu. Nasıl Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı yürütürken, Rusya Müslümanları Anadolu halkına yardım ettiyse, bugün de Rusya Batı emperyalizminin, dünyanın merkezi coğrafyasına gelip kendisini tehdit etmesi karşısında ve Batı’nın hem Türkiye’yi hem Rusya’yı dışlaması noktasında, Rusya’nın tavrı, Türkiye ile beraber hareket etmek oldu ki, işte bu da Batı’yı ve Avrupa’yı çok ciddi boyutta zor duruma düşürdü.
“DOĞU-BATI; DENGE POLİTİKASI, ANGAJE OLMADAN!”
-Batı basını “Osmanlı yeniden sahneye çıkıyor” gibi ifadeler kullandı. Ayrıca Financial Times’ta yayınlanan bir yorumda “Türkiye Batı’dan kopuyor” olarak ifade ettiler bunu; kendi kaygı ve korkularını bu derece açık yazıp söylediler. Buna da tarihteki 16 Türk devletini simgeleyen üniformalarla çekilen fotoğraf karesini delil diye sunarak yaptılar. Bu konuda ne diyorsunuz?
Anıl Çeçen: -Türkiye Batı’dan hiçbir zaman kopmak istemedi. Çünkü biz Batı’dan koparsak geri kalmış bir Asya ve Afrika ülkesi konumuna düşeriz. Ama bugün Türkiye dünyanın merkezinde olan, iddiası olan bir ülkeyse Batı ile olan ilişkilerini dengeli bir şekilde götürmesi ve sadece Batı’ya angaje olmaması Doğu-Batı, Kuzey-Güney dengesini sürekli olarak uluslararası ilişkilerde dikkatli bir şekilde dengeyi tutturmaya çalışması gereken bir ülkedir.
-Bunun çok iyi değerlendirilmesi lazım?..
Anıl Çeçen: -Hükümet bunun son zamanlarda farkına varmaya başladı. ÖzellikleCumhurbaşkanı Erdoğan bunun farkına varmaya başladı. Ben sayın Davutoğlu’nun da bu doğrultuda, bu dengeleri dikkate alarak hareket ettiği kanaatindeyim.
“TÜRKİYE’DE HER KESİMİN; MÜSLÜMANLARIN, LAİKLERİN, SOL KESİMİN, SAĞ KESİMİN BU TEHLİKEYİ GÖRMESİ LAZIM!”
-Yani ciddi anlamda bir kopuş söz konusu değil, sadece millî çıkarlarını koruyan bir politik tutum… Bu da “milli menfaat” kapsamında değerlendirilecek bir husus… Bir de hocam Türkiye’de bir çatışma yaşanıyor. Cemaat-Hükümet arası çatışma, seçim süreci yaklaşırken Türkiye’yi kaosa sürükleyecek birtakım gelişmelere yol açabilir mi?.
Anıl Çeçen: -Sizin bana sorduğunuz bu soruyu aslında bugün Türkiye’de herkes düşünüyor. Her siyasî merkez Türkiye’nin zor bir noktada, zor bir dönemeçten geçtiğini, böyle zor bir süreçte genel seçimlere gittiğini görüyor… Ve bu süreçte ortaya çıkabilecek olayların seçimlerin yapılmasını engelleyebileceği, seçim öncesi ve sonrasında belirli siyasi handikaplar yaratabileceği söyleniyor. Ayrıca Türkiye’nin güçlenerek, bu bölgede etkin bir politikaya girmesini engellemek isteyen bazı güç merkezleri, bazı emperyalist devletler de, seçim öncesi, seçim sırası ve seçim sonrası Türkiye’yi böylesine badirelere, böylesine sorunlara sürüklemek üzere bazı provokasyonlara, bazı yeni stratejileri gündeme getirerek Türkiye’yi zor noktalara itekleyebilirler. İşte bu tehlikeyi, bugün artık Türkiye’de her kesimin, Müslümanların, laiklerin, sol kesimin, sağ kesimin bütün bunları görebilmesi son derece önemli.
Bunları görmek yetmez, bu riski görenlerin, bir araya gelmesi, bir dayanışma içerisine girerek,Türkiye’yi “iç savaşa” sürükleyebilecek, Türkiye’de belirli kesimleri dışlayabilecek, Türkiye’yi hem iç savaşa, hem de bölge savaşına sürükleyebilecek bir takım gelişmelere karşı Türkiye’nin toparlanarak hareket etmesi noktasında artık farklı kesimlerin bir araya gelmesi gerekiyor. Yabancı güçlerin, emperyalist güçlerin Türkiye üzerinde oyun oynamasını, bunların Türkiye’yi komşularıyla savaşa götürebilecek bir takım provokasyonlarını önleme adına bence bu çok önemli. Hayati bir önem taşımaktadır.
“AVRUPA BİRLİĞİ DAĞILABİLİR…”
-İsviçre’nin Euro ile Frank kuru arasında yeniden düzenlemeye gitmesi bütün piyasaları etkiledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz hocam?
Anıl Çeçen: -Biliyorsunuz küresel sermaye Euro ile Avrupa’yı bütünleştirerek “para” üzerinden bir Avrupa entegrasyonu düşünmüştü. Fakat, ABD’nin Irak savaşı sonrası ekonomik krize girmesi ve 5 trilyon dolarlık borçla beraber Amerikan ekonomisinin çökme noktasına gelmesi üzerine ABD, IMF ile Dünya Bankası’nı kullanarak bu krizi Avrupa’ya pasladı. ABD bunu yaparak krizden kurtulurken, aynı kriz Avrupa’daki dengeleri bozdu. Euro üzerinden Almanya’nın hakimiyeti bozuldu. İşte o noktada para basma yetkisi elinden alınan ülkeler, Euro’ya geçmiş olan ülkeler; başta Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz ve İrlanda olmak üzere Avrupa’nın bütün Güney ülkeleri ekonomik krize sürüklendi.
İşte şimdi bugün Yunanistan seçimlerinde sosyalistlerin iktidara geldiğini ve AB’ye karşı çıkan, küreselleşmeye karşı çıkan, Euro’ya karşı çıkan ve yeniden milli devletin para, “milli para politikasına” dönmesini savunan sosyalist yapılanma iktidara geldi. Bu durum önümüzdeki süreçte Avrupa’da etkili olacak. Benim gördüğüm şudur: Yunanistan’dan sonra, İtalya, İspanya, Portekiz, İrlanda ve daha sonra da Fransa Euro’dan çıkacaklar.
-“Avrupa Birliği”nin “dağılma” ihtimali çok güçlü o zaman?..
Anıl Çeçen: -Euro’dan çıkmadan sonra, Avrupa Birliği dağılma noktasına gelecek. Bu da tabii Batı’nın Almanya’nın kontrolünden çıkmasına sebeb olacak. Almanya bağımsız hareket etmeye başlayacak. Almanya’nın Doğu politikası devreye girecek. Balkanlarda Alman ağırlığı artacak ve önümüzdeki dönemde Rusya-Almanya işbirliğiyle Atlantik güçlerinin devre dışı kalabileceği, geride kalabileceği bir dönemi de gündeme getirecek.
“HIRİSTİYAN POLİTİKALARLA YAHUDİ POLİTİKALAR AYRILIYOR”
-Bu noktada Türkiye ile yeni ittifaklar gündeme gelebilir.
Anıl Çeçen: -Bu noktada, işte bakın, Batı’nın dağılması, Amerika ile Avrupa’nın ayrılması,Hıristiyan politikalarla Yahudi politikaların ayrılması, AB sürecinin durması, yeni dengeleri gündeme getirecektir. Ben önümüzdeki süreçte Almanya ile Rusya’nın çok daha ileri bir yakınlaşma içine gireceği kanaatindeyim. Alman-Rus birlikteliği, bir “Kuzey birlikteliği”ni gündeme getirecektir. Atlantik güçleride bunu engelleyemediği noktada Ortadoğu’da İngiltere’nin kurmuş olduğu düzenin üzerine oturmuş olan Büyük Ortadoğu Projesi-ABD birlikteliği ve onun uzantısı olan İsrail’in gündeme getirdiği Büyük İsrail projesinin her üçünün beraber, Atlantik güçleriyle Siyonizm arasındaki ittifakın bir “Akdeniz Birliği’ni gündeme getireceği kanaatindeyim.
Bakın şimdiye kadar Batı deyince Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliğini düşünüyorduk. Ama şimdi önümüzdeki dönemde bir Alman-Rus ittifakının kuzey birliğiyle buna karşı İsrail-ABD ve İngiltere’nin desteklediği bir Akdeniz Birliği öne çıkacak.
-Bu durumun Türkiye’nin elini güçlendirme ihtimali var mıdır?.
Anıl Çeçen: -Eğer Türkiye bu dengelere oynarsa güçlenebilir. Bu iki rakip birlik arasında (Kuzey Birliği ile Akdeniz birliği arasında) Türkiye bir “merkezî devletler birliği” oluşturabilir. Benim “B Plânı” isimli kitabımda yazdığım gibi… Böylece Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya, Kuzey birliği ile Akdeniz Birliği arasında ortada bir merkezî birlik olarak gündeme gelip dünya dengelerinin daha istikrarlı bir şekilde yürümesini sağlayabilir.
“TÜRKİYE MERKEZÎ BİRLİĞİNİ KURMAK
VE KENDİ POLİTİKALARINI ÜRETMEK ZORUNDA!”
-Türkiye Kendi güç merkezini oluşturmak zorunda diyebilir miyiz?
Anıl Çeçen: - Bakın, kamuoyu yoklamalarında halkımızın yüzde yetmişler civarı Türkiye hiç kimse ile işbirliği yapmamalı, kendisi ayakta kalmalı, Türkiye kendi politikalarını üretmeli ve o politika doğrultusunda hareket etmeli diyor. Geçen hafta yapılan kamuoyu yoklamaları… O zaman Türkiye toparlanarak, iç kavgayı bir yana bırakıp, kendi bulunduğu jeopolitikte, yeni durumunu tespit edecek ve bu doğrultuda kendi merkezî politikasını, “Kuzey birliği” ile “Akdeniz Birliği” arasında, devreye sokarsa ayakta kalabilir; yoksa ayakta kalamaz. Bunu da Türkiye gerçekleştirebilir!.
-Bunun isminin şu veya bu olması önemli değil?..
Anıl Çeçen: -Evet, ama böyle bir birlikteliğe ihtiyaç var. Eğer bunu yapabilirsek Ortadoğu’da yeni dengeleri yerli yerine oturtabiliriz. Aksi takdirde, bakın, eğer bu başarılamazsa, İran’ın Şii, Türkiye’nin de Sünni politikalara Atlantik güçleri tarafından yönlendirilerek, bu bölgede bir üçüncü dünya savaşı çıkarmayı düşünüyorlar. Bunu önlemek lazım.
-Tam bu noktada Yemen’in durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?..
Anıl Çeçen: -Yemen maalesef giderek bir Şii yapılanması içerisine giriyor. Yemen’deki gelişmeler sonrasında, Ortadoğu’da, Irak, Suriye ve Lübnan’dan sonra Yemen’in de Şii dengelerine girmesi yeni sonuçlar doğuracaktır. Maalesef olay giderek bir Şii-Sünni çatışmasına sürükleniyor. (Bu görüşmeyi yaptığımızda, Yemen’de Şii darbesi henüz olmamıştı. Ş. Sak) Bu aşamadan sonra eğer Yemen de bütünüyle Şii yapılanması içerisinde yer alırsa, önümüzdeki dönemde, Suudi Arabistan’da bir iç savaş çıkabilir. Suudi Arabistan’ın da yarısı Şii yarısı Sünni biliyorsunuz. Ve bu savaş Arabistan’ı İran’la savaşa sürükler ve bu durum da, Ortadoğu ‘da çok ciddi bir savaş sürecini tırmandırır. Bunu önlemenin yolu Türkiye-İran işbirliğidir. Bunu önlemenin yolu Atatürk’ün Ortadoğu’nun geleceği için düşündüğü Sadabad Paktı politikasıyla, yeni bir İran-Türkiye çatışmasının önlenmesidir. Bölgede, yeni bir “Şii-Sünni savaşı”nın önlenmesi de buna bağlıdır.
“OSMANLI HİNTERLANDI”
-Sayın Cumhurbaşkanının son Afrika-Somali ziyaretini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anıl Çeçen: -Sayın Cumhurbaşkanımızın gittiği bölge, Afrika’nın kuzeyi değildir; Ortadoğu’nun güneyidir. Böyle bakmamız lazım. Ortadoğu’nun güneyi Sudan-Somali hattıdır. Bu hattın güvence altına alınması, Ortadoğu’da barış açısından güvence altına alınması gerekiyor. Çünkü Somali’ye çok ciddi boyutta Çin çıkartması var. Biliyorsunuz, Sudan’ı İsrail güney ve kuzey olmak üzere böldü. Sudan’ı parçaladılar. Orada da bir iç savaş tehlikesi giderek tırmanmakta...
-Türkiye’nin savunması Afrika’dan başlıyor diyebilir miyiz?..
Anıl Çeçen: -Türkiye’nin savunması Osmanlı hinterlandından başlıyor diyebiliriz. Osmanlı hinterlandında, Türkiye’nin tek başına savunmayı örgütleyebilmesi çok zor görünmektedir. O nedenle Türkiye önce komşularıyla anlaşarak, kendisinin karşı karşıya getirdiği koşulları aşma noktasında, bir toparlanmaya girmesi gerekiyor. Komşularla anlaşan bir Türkiye, ancak Osmanlı hinterlandında güvenlik üretebilir! Ve güvenlik üreten bir Türkiye de, dünya dengelerinde, Doğu-Batı ve Kuzey-Güney hattı üzerindeki emperyalist güçlerin, merkezî coğrafyaya müdahale ederek savaş çıkartmasını önleyebilir!. Ancak bu şekilde güvenlik üreterek, Kuzey-Güney ve Akdeniz Birliği güçlerinin merkez coğrafyada bir savaş çıkartmasını engelleyebilir.
-Yine bu çerçevede Türkiye’nin tarihi köklerine dönmesi, Tarihteki 16 Türk devletini simgeleyen figürlerle...
Anıl Çeçen: -Türkiye içinde bulunduğu coğrafyada sadece İslâmî politikalarla bir yere gidemez. Mutlaka Türk tarihinden gelen politikaları görmek durumunda…
“TÜRK DÜNYASI VE İSLÂM DÜNYASIYLA YAKINLAŞARAK”
-Anıl Çeçen imzalı Türk Devletleri adlı kitabı da çok önemli bir kaynak bu noktada?..
Anıl Çeçen: -Evet, benim “Türk Devletleri” kitabım, “Avrasya” adlı kitabım, “Türkiye’nin B Planı” ile ilgili kitablarımda ben bunları ortaya koydum. Türkiye bu coğrafyada gücünü ancak Türk dünyasıyla ve İslâm dünyasıyla yakınlaşarak ve dayanışma içerisinde götürebilir. Böyle bir yaklaşımla bölge için model üretebilir. Türk dünyasıyla, İslâm dünyasını bir araya getirerek, çağdaş dünya içerisinde bütünleşmesini sağlayabilecek ülke Türkiye’dir!. Bu noktada Türkiye’nin Batı dünyasını yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Eğer Batı, böyle bir Türkiye’yi karşısına alacağına yanına alırsa, merkezî coğrafyada savaş süreci devre dışı kalacağı için, küresel süreçte de, dünyanın geleceğinde savaş riskinin azalabileceği ve barış ortamının doğabileceğini görebiliriz.
-Hocam çok teşekkür ediyoruz…
Anıl Çeçen: -Ben teşekkür ederim…
Hocam, bütün gözler Yunanistan’a çevrildi, büyük bir şaşkınlık yaşanıyor?..
Anıl Çeçen: -Evet, herkes şimdi Yunanistan’ı izliyor. Orada sadece sol yok. Hem millîlik, hem sol var. Dikkat edin, Ak Parti’nin Türkiye’de şu an yaptıklarını onlar da yapıyor. Yoksul kitleleri ya dinle yönlendirirsiniz veya solla… Yunanistan’ın son şansı… Aslında dinî bir devlet Yunanistan, Ortodoks… Sosyalizmle işi halledebilirlerse demokrasi devam edecek, yoksa yüzde 36 sosyalistler yüzde 6 faşistler… Arkadan Faşistler geliyor. Yani gelecek seçimde yüzde 36 Faşistler olur, Hitler’in gelişi gibi… Anlatabiliyor muyum? “Altın Şafak” olayı… Bunları siyasî boyutta görüp değerlendirmek lazım… Ve Türkiye’yi de bu aşamada ele alıp değerlendirmek lazım…
“HERKES KENDİ DANSINI YAPIYOR
-Bir önceki konuşmamızda vurgulamıştınız “Amerikan derin devleti ile küresel sermaye çatışması”nın değişik örnekleri yaşanmaya başladı” diye. Bu çatışmanın yeni yansımaları ortaya çıkmaya başladı aynı zamanda…
Anıl Çeçen: -Jeopolitik bir dans var. Herkes dansını yaparken biz de bu dansı yapmak durumundayız. Şimdi, Tayyip Bey de bu dansı yapıyor. Önceden farkında değildi, şimdi öğrendi. Ama bu dansı bilenlerin önü kesiliyor Türkiye’de. Türkiye kendi dansını yapamıyor ve yaptırtmıyorlar. Kendi dansımızı yapabilirsek ayakta kalabiliriz.
“ÇATIŞMA AVRUPA’YA TAŞINDI”
-Türkiye’de bu meseleleri “uluslar arası boyutuyla” gören, o çerçevede yapılan fazla bir değerlendirme yok bize göre. Yani, Amerikan derin devleti ile “küresel sermaye”nin çatışmasını ve bu çatışmanın diğer bölgelere nasıl yansıdığını. Siz, bu çerçevede Paris hadisesini nasıl değerlendiriyorsunuz?..
Anıl Çeçen: -Paris saldırısının hem Avrupa hem Türkiye’de bazı merkezler İsrail’in stratejisine uygun olduğunu söylediler. Bunu söylerken de Ortadoğu’daki çatışmanın Avrupa’ya taşınması gibi bir durumun ortaya çıktığı ifade edildi. Son elli-altmış yıldır, İsrail kurulduktan sonra, Ortadoğu’da çatışma var, ama iki dünya savaşının geçtiği Avrupa’da çatışma yoktu. Paris olayıyla beraber çatışma Avrupa’ya taşınarak, burada Yahudilerle Hıristiyanlar arasında başlamış olan Ortadoğu’nun değerlendirilmesindeki farklılığın giderilmesi için Hıristiyanlar da paniğe itildi ve böylece İsrail’in arkasına destek olmaya başladılar.
Dikkat edin bu olayın hemen öncesinde, Fransa ve Avrupa ülkeleri Filistin devletini tanıdılar. Ortadoğu’da Filistin devleti olan bir yapıyı devreye sokmaya başladı. Avrupa’nın Hıristiyan yapılanması, Ortadoğu’daki çatışmanın dışında kalamayacağını gördü.
-Bu çok önemli…
Anıl Çeçen: Evet, bu çok önemli. Ortadoğu’da yaşanan o çatışmada, giderek İsrail, İslâm dünyası ile karşı karşıya kaldığı noktada, sertleşen politikalara yöneldiği aşamada, Hıristiyan Avrupa İsrail’den kopmaya başlamıştı. Halbuki Batı hegemonyasını hep Yahudi-Hıristiyan işbirliği olarakgündeme getirirler.
-Asıl kimliği odur zaten
Anıl Çeçen: -O kopma noktasında Paris’in bu durumu İsrail’in lehine çevirdiği nokta. İsrail’in bu hadiseden kazançlı çıktığı kanaatindeyim. Nitekim hadiseyi takip eden siyasî merkezler de böyle bir değerlendirme yaptılar.
-“Çakal Carlos” da Fransa Cezaevinden sizin yaptığınıza benzer değerlendirmeler yaptı
Anıl Çeçen: -Çünkü şimdiye kadar “Batı” olarak hareket ediliyordu ve Hıristiyan Batı, İsrail’in arkasındaydı. Ve Filistin meselesinde İsrail sürekli engelleme yapıyordu. Ama dikkat edin Avrupa ülkeleri Filistin’i tanıma noktasına geldiğinde, tam bu aşamada böyle bir olay ortaya çıktı.
-Hocam Rusya ile Türkiye arasında ciddi bir yakınlaşma var. Ticaret sahasında, enerji sahasında anlaşmalar var. Bu husus Batı’da çok ciddi tehdit olarak algılandı.
Anıl Çeçen: -Türkiye ve Rusya’nın, Batı emperyalizminin dünyanın merkezi coğrafyasına –bu coğrafyaya- gelmesi noktasında bir işbirliği söz konusu oldu. Nasıl Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı yürütürken, Rusya Müslümanları Anadolu halkına yardım ettiyse, bugün de Rusya Batı emperyalizminin, dünyanın merkezi coğrafyasına gelip kendisini tehdit etmesi karşısında ve Batı’nın hem Türkiye’yi hem Rusya’yı dışlaması noktasında, Rusya’nın tavrı, Türkiye ile beraber hareket etmek oldu ki, işte bu da Batı’yı ve Avrupa’yı çok ciddi boyutta zor duruma düşürdü.
“DOĞU-BATI; DENGE POLİTİKASI, ANGAJE OLMADAN!”
-Batı basını “Osmanlı yeniden sahneye çıkıyor” gibi ifadeler kullandı. Ayrıca Financial Times’ta yayınlanan bir yorumda “Türkiye Batı’dan kopuyor” olarak ifade ettiler bunu; kendi kaygı ve korkularını bu derece açık yazıp söylediler. Buna da tarihteki 16 Türk devletini simgeleyen üniformalarla çekilen fotoğraf karesini delil diye sunarak yaptılar. Bu konuda ne diyorsunuz?
Anıl Çeçen: -Türkiye Batı’dan hiçbir zaman kopmak istemedi. Çünkü biz Batı’dan koparsak geri kalmış bir Asya ve Afrika ülkesi konumuna düşeriz. Ama bugün Türkiye dünyanın merkezinde olan, iddiası olan bir ülkeyse Batı ile olan ilişkilerini dengeli bir şekilde götürmesi ve sadece Batı’ya angaje olmaması Doğu-Batı, Kuzey-Güney dengesini sürekli olarak uluslararası ilişkilerde dikkatli bir şekilde dengeyi tutturmaya çalışması gereken bir ülkedir.
-Bunun çok iyi değerlendirilmesi lazım?..
Anıl Çeçen: -Hükümet bunun son zamanlarda farkına varmaya başladı. ÖzellikleCumhurbaşkanı Erdoğan bunun farkına varmaya başladı. Ben sayın Davutoğlu’nun da bu doğrultuda, bu dengeleri dikkate alarak hareket ettiği kanaatindeyim.
“TÜRKİYE’DE HER KESİMİN; MÜSLÜMANLARIN, LAİKLERİN, SOL KESİMİN, SAĞ KESİMİN BU TEHLİKEYİ GÖRMESİ LAZIM!”
-Yani ciddi anlamda bir kopuş söz konusu değil, sadece millî çıkarlarını koruyan bir politik tutum… Bu da “milli menfaat” kapsamında değerlendirilecek bir husus… Bir de hocam Türkiye’de bir çatışma yaşanıyor. Cemaat-Hükümet arası çatışma, seçim süreci yaklaşırken Türkiye’yi kaosa sürükleyecek birtakım gelişmelere yol açabilir mi?.
Anıl Çeçen: -Sizin bana sorduğunuz bu soruyu aslında bugün Türkiye’de herkes düşünüyor. Her siyasî merkez Türkiye’nin zor bir noktada, zor bir dönemeçten geçtiğini, böyle zor bir süreçte genel seçimlere gittiğini görüyor… Ve bu süreçte ortaya çıkabilecek olayların seçimlerin yapılmasını engelleyebileceği, seçim öncesi ve sonrasında belirli siyasi handikaplar yaratabileceği söyleniyor. Ayrıca Türkiye’nin güçlenerek, bu bölgede etkin bir politikaya girmesini engellemek isteyen bazı güç merkezleri, bazı emperyalist devletler de, seçim öncesi, seçim sırası ve seçim sonrası Türkiye’yi böylesine badirelere, böylesine sorunlara sürüklemek üzere bazı provokasyonlara, bazı yeni stratejileri gündeme getirerek Türkiye’yi zor noktalara itekleyebilirler. İşte bu tehlikeyi, bugün artık Türkiye’de her kesimin, Müslümanların, laiklerin, sol kesimin, sağ kesimin bütün bunları görebilmesi son derece önemli.
Bunları görmek yetmez, bu riski görenlerin, bir araya gelmesi, bir dayanışma içerisine girerek,Türkiye’yi “iç savaşa” sürükleyebilecek, Türkiye’de belirli kesimleri dışlayabilecek, Türkiye’yi hem iç savaşa, hem de bölge savaşına sürükleyebilecek bir takım gelişmelere karşı Türkiye’nin toparlanarak hareket etmesi noktasında artık farklı kesimlerin bir araya gelmesi gerekiyor. Yabancı güçlerin, emperyalist güçlerin Türkiye üzerinde oyun oynamasını, bunların Türkiye’yi komşularıyla savaşa götürebilecek bir takım provokasyonlarını önleme adına bence bu çok önemli. Hayati bir önem taşımaktadır.
“AVRUPA BİRLİĞİ DAĞILABİLİR…”
-İsviçre’nin Euro ile Frank kuru arasında yeniden düzenlemeye gitmesi bütün piyasaları etkiledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz hocam?
Anıl Çeçen: -Biliyorsunuz küresel sermaye Euro ile Avrupa’yı bütünleştirerek “para” üzerinden bir Avrupa entegrasyonu düşünmüştü. Fakat, ABD’nin Irak savaşı sonrası ekonomik krize girmesi ve 5 trilyon dolarlık borçla beraber Amerikan ekonomisinin çökme noktasına gelmesi üzerine ABD, IMF ile Dünya Bankası’nı kullanarak bu krizi Avrupa’ya pasladı. ABD bunu yaparak krizden kurtulurken, aynı kriz Avrupa’daki dengeleri bozdu. Euro üzerinden Almanya’nın hakimiyeti bozuldu. İşte o noktada para basma yetkisi elinden alınan ülkeler, Euro’ya geçmiş olan ülkeler; başta Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz ve İrlanda olmak üzere Avrupa’nın bütün Güney ülkeleri ekonomik krize sürüklendi.
İşte şimdi bugün Yunanistan seçimlerinde sosyalistlerin iktidara geldiğini ve AB’ye karşı çıkan, küreselleşmeye karşı çıkan, Euro’ya karşı çıkan ve yeniden milli devletin para, “milli para politikasına” dönmesini savunan sosyalist yapılanma iktidara geldi. Bu durum önümüzdeki süreçte Avrupa’da etkili olacak. Benim gördüğüm şudur: Yunanistan’dan sonra, İtalya, İspanya, Portekiz, İrlanda ve daha sonra da Fransa Euro’dan çıkacaklar.
-“Avrupa Birliği”nin “dağılma” ihtimali çok güçlü o zaman?..
Anıl Çeçen: -Euro’dan çıkmadan sonra, Avrupa Birliği dağılma noktasına gelecek. Bu da tabii Batı’nın Almanya’nın kontrolünden çıkmasına sebeb olacak. Almanya bağımsız hareket etmeye başlayacak. Almanya’nın Doğu politikası devreye girecek. Balkanlarda Alman ağırlığı artacak ve önümüzdeki dönemde Rusya-Almanya işbirliğiyle Atlantik güçlerinin devre dışı kalabileceği, geride kalabileceği bir dönemi de gündeme getirecek.
“HIRİSTİYAN POLİTİKALARLA YAHUDİ POLİTİKALAR AYRILIYOR”
-Bu noktada Türkiye ile yeni ittifaklar gündeme gelebilir.
Anıl Çeçen: -Bu noktada, işte bakın, Batı’nın dağılması, Amerika ile Avrupa’nın ayrılması,Hıristiyan politikalarla Yahudi politikaların ayrılması, AB sürecinin durması, yeni dengeleri gündeme getirecektir. Ben önümüzdeki süreçte Almanya ile Rusya’nın çok daha ileri bir yakınlaşma içine gireceği kanaatindeyim. Alman-Rus birlikteliği, bir “Kuzey birlikteliği”ni gündeme getirecektir. Atlantik güçleride bunu engelleyemediği noktada Ortadoğu’da İngiltere’nin kurmuş olduğu düzenin üzerine oturmuş olan Büyük Ortadoğu Projesi-ABD birlikteliği ve onun uzantısı olan İsrail’in gündeme getirdiği Büyük İsrail projesinin her üçünün beraber, Atlantik güçleriyle Siyonizm arasındaki ittifakın bir “Akdeniz Birliği’ni gündeme getireceği kanaatindeyim.
Bakın şimdiye kadar Batı deyince Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliğini düşünüyorduk. Ama şimdi önümüzdeki dönemde bir Alman-Rus ittifakının kuzey birliğiyle buna karşı İsrail-ABD ve İngiltere’nin desteklediği bir Akdeniz Birliği öne çıkacak.
-Bu durumun Türkiye’nin elini güçlendirme ihtimali var mıdır?.
Anıl Çeçen: -Eğer Türkiye bu dengelere oynarsa güçlenebilir. Bu iki rakip birlik arasında (Kuzey Birliği ile Akdeniz birliği arasında) Türkiye bir “merkezî devletler birliği” oluşturabilir. Benim “B Plânı” isimli kitabımda yazdığım gibi… Böylece Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya, Kuzey birliği ile Akdeniz Birliği arasında ortada bir merkezî birlik olarak gündeme gelip dünya dengelerinin daha istikrarlı bir şekilde yürümesini sağlayabilir.
“TÜRKİYE MERKEZÎ BİRLİĞİNİ KURMAK
VE KENDİ POLİTİKALARINI ÜRETMEK ZORUNDA!”
-Türkiye Kendi güç merkezini oluşturmak zorunda diyebilir miyiz?
Anıl Çeçen: - Bakın, kamuoyu yoklamalarında halkımızın yüzde yetmişler civarı Türkiye hiç kimse ile işbirliği yapmamalı, kendisi ayakta kalmalı, Türkiye kendi politikalarını üretmeli ve o politika doğrultusunda hareket etmeli diyor. Geçen hafta yapılan kamuoyu yoklamaları… O zaman Türkiye toparlanarak, iç kavgayı bir yana bırakıp, kendi bulunduğu jeopolitikte, yeni durumunu tespit edecek ve bu doğrultuda kendi merkezî politikasını, “Kuzey birliği” ile “Akdeniz Birliği” arasında, devreye sokarsa ayakta kalabilir; yoksa ayakta kalamaz. Bunu da Türkiye gerçekleştirebilir!.
-Bunun isminin şu veya bu olması önemli değil?..
Anıl Çeçen: -Evet, ama böyle bir birlikteliğe ihtiyaç var. Eğer bunu yapabilirsek Ortadoğu’da yeni dengeleri yerli yerine oturtabiliriz. Aksi takdirde, bakın, eğer bu başarılamazsa, İran’ın Şii, Türkiye’nin de Sünni politikalara Atlantik güçleri tarafından yönlendirilerek, bu bölgede bir üçüncü dünya savaşı çıkarmayı düşünüyorlar. Bunu önlemek lazım.
-Tam bu noktada Yemen’in durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?..
Anıl Çeçen: -Yemen maalesef giderek bir Şii yapılanması içerisine giriyor. Yemen’deki gelişmeler sonrasında, Ortadoğu’da, Irak, Suriye ve Lübnan’dan sonra Yemen’in de Şii dengelerine girmesi yeni sonuçlar doğuracaktır. Maalesef olay giderek bir Şii-Sünni çatışmasına sürükleniyor. (Bu görüşmeyi yaptığımızda, Yemen’de Şii darbesi henüz olmamıştı. Ş. Sak) Bu aşamadan sonra eğer Yemen de bütünüyle Şii yapılanması içerisinde yer alırsa, önümüzdeki dönemde, Suudi Arabistan’da bir iç savaş çıkabilir. Suudi Arabistan’ın da yarısı Şii yarısı Sünni biliyorsunuz. Ve bu savaş Arabistan’ı İran’la savaşa sürükler ve bu durum da, Ortadoğu ‘da çok ciddi bir savaş sürecini tırmandırır. Bunu önlemenin yolu Türkiye-İran işbirliğidir. Bunu önlemenin yolu Atatürk’ün Ortadoğu’nun geleceği için düşündüğü Sadabad Paktı politikasıyla, yeni bir İran-Türkiye çatışmasının önlenmesidir. Bölgede, yeni bir “Şii-Sünni savaşı”nın önlenmesi de buna bağlıdır.
“OSMANLI HİNTERLANDI”
-Sayın Cumhurbaşkanının son Afrika-Somali ziyaretini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anıl Çeçen: -Sayın Cumhurbaşkanımızın gittiği bölge, Afrika’nın kuzeyi değildir; Ortadoğu’nun güneyidir. Böyle bakmamız lazım. Ortadoğu’nun güneyi Sudan-Somali hattıdır. Bu hattın güvence altına alınması, Ortadoğu’da barış açısından güvence altına alınması gerekiyor. Çünkü Somali’ye çok ciddi boyutta Çin çıkartması var. Biliyorsunuz, Sudan’ı İsrail güney ve kuzey olmak üzere böldü. Sudan’ı parçaladılar. Orada da bir iç savaş tehlikesi giderek tırmanmakta...
-Türkiye’nin savunması Afrika’dan başlıyor diyebilir miyiz?..
Anıl Çeçen: -Türkiye’nin savunması Osmanlı hinterlandından başlıyor diyebiliriz. Osmanlı hinterlandında, Türkiye’nin tek başına savunmayı örgütleyebilmesi çok zor görünmektedir. O nedenle Türkiye önce komşularıyla anlaşarak, kendisinin karşı karşıya getirdiği koşulları aşma noktasında, bir toparlanmaya girmesi gerekiyor. Komşularla anlaşan bir Türkiye, ancak Osmanlı hinterlandında güvenlik üretebilir! Ve güvenlik üreten bir Türkiye de, dünya dengelerinde, Doğu-Batı ve Kuzey-Güney hattı üzerindeki emperyalist güçlerin, merkezî coğrafyaya müdahale ederek savaş çıkartmasını önleyebilir!. Ancak bu şekilde güvenlik üreterek, Kuzey-Güney ve Akdeniz Birliği güçlerinin merkez coğrafyada bir savaş çıkartmasını engelleyebilir.
-Yine bu çerçevede Türkiye’nin tarihi köklerine dönmesi, Tarihteki 16 Türk devletini simgeleyen figürlerle...
Anıl Çeçen: -Türkiye içinde bulunduğu coğrafyada sadece İslâmî politikalarla bir yere gidemez. Mutlaka Türk tarihinden gelen politikaları görmek durumunda…
“TÜRK DÜNYASI VE İSLÂM DÜNYASIYLA YAKINLAŞARAK”
-Anıl Çeçen imzalı Türk Devletleri adlı kitabı da çok önemli bir kaynak bu noktada?..
Anıl Çeçen: -Evet, benim “Türk Devletleri” kitabım, “Avrasya” adlı kitabım, “Türkiye’nin B Planı” ile ilgili kitablarımda ben bunları ortaya koydum. Türkiye bu coğrafyada gücünü ancak Türk dünyasıyla ve İslâm dünyasıyla yakınlaşarak ve dayanışma içerisinde götürebilir. Böyle bir yaklaşımla bölge için model üretebilir. Türk dünyasıyla, İslâm dünyasını bir araya getirerek, çağdaş dünya içerisinde bütünleşmesini sağlayabilecek ülke Türkiye’dir!. Bu noktada Türkiye’nin Batı dünyasını yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Eğer Batı, böyle bir Türkiye’yi karşısına alacağına yanına alırsa, merkezî coğrafyada savaş süreci devre dışı kalacağı için, küresel süreçte de, dünyanın geleceğinde savaş riskinin azalabileceği ve barış ortamının doğabileceğini görebiliriz.
-Hocam çok teşekkür ediyoruz…
Anıl Çeçen: -Ben teşekkür ederim…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























